20 Haziran 2008 Cuma

Düşe Kalka Çarpan Yüreğim


Lapa lapa kar yağıyordu Eskişehir’e… Ben Eskişehir’i ayaklarımın altına seren resimdeki binanın çatısında düşe kalka yürüyen insanları seyrediyordum. Kalbim düşe kalka çarpıyordu.

Kardeşim, “sağlıkta ve hastalıkta, zenginlikte ve yoklukta…” diye başlayan iki kişilik bir hayat serüveninin ilk adımını atmış, nişanlanmıştı. Gecenin sonunda, lapa lapa yağan karın beyaz aydınlığında vedalaşırken, sol yanı da gövdelerimize yapışıp, bizle beraber yola çıkmaya hazırlanıyordu… “Kendine iyi bak, sana bir şey olmasın..." dedik kalan yerlerine...



Lapa lapa kar yağıyordu Eskişehir’e… Ben çoktandır iki yüreğin attığı bedenimi yatağa uzatmış, benim düşe kalka çarpan yüreğimin tuhaflığını hissedip, üzülmesin diye karnıma dayadığım kulaklıkla diğer yüreğin sahibine Vivaldi Dört Mevsim dinletiyordum yola çıkmadan önce...

Lapa lapa kar yağıyordu Eskişehir’e… Biz artık No. 2 Sol Minör “L- estate” Yaz konçertosuyla üşümüyorduk… Düşe kalka çarpan yüreğimin buzları eriyordu yavaş yavaş...

 

Lapa lapa kar yağıyordu Eskişehir’e… Fatih ekspresi rayların üzerinde hızla savuruyordu eriyen yüreğimi… Lapa lapa kar yağıyordu cama ve iki kişilik koltukta biz artık karnımdakiyle 4 kişiydik.

Lapa lapa kar yağıyordu Eskişehir’e... İl sınırına kadar yanımdaydı sanki ve sonra aramıza yollar, yabancı kollar, zor yıllar girdi.


İstanbul’a dönünce annemde kalan, kırmızı deri bir kutu içindeki fotoğraflarımıza baktım; balkonda çekilen basma pijamasıyla bana kedi gibi sokulmuş siyah-beyaz 3 yaşı… Araba çarpıp bacağını kırdığında alçılı bacağıyla bile yüzünden muzip gülümsemelerin eksik olmadığı ve benim, “ya kardeşim sakat kalırsa…” diye sırf ağlamak için ikide bir banyoya saklandığım 5 yaşı… Sabah gözümü açtığımda gördüğüm manzarayla beni şoka sokan; aynanın önünde, elinde babamın bıyık makası kaşlarını kırptığı ve sonradan “gözüme girip beni rahatsız ediyorlardı” diye kendini savunduğu 6 yaşı…

Beraber gidilen piknik yerleri, kafeler... Her sevgilisine beni de tanıştırdığı banklar, parklar, çay bahçeleri… Gençlik yılları… Adalar, Porsuk Çayı kenarları, Hamamyolu, Orman Fidanlığı… Tıka basa karnımızı doyurduğumuz Doy Doys… Genelde elimizde babama giden yemek dolu sefertaslarıyla kıkırdaya kıkırdaya geçtiğimiz Savtekin Caddesi…
Komşu Emel Teyzeden alıntı replikler, Sevim Hanım ve nicelerinin taklitleri… Başkalarına garip ve anlamsız gelen ama bize hele şimdilerde milyonlarca şey ifade eden sonu gelmeyen, bitip tükenmeyen gülme krizleri…

Ve şimdi büyüyüp bir aile kuran koca adam…

Biliyorum bir tek ben yaşamıyorum bu durumu, hayatın düzeneği böyle ama ben sevgide bencilim. Sevdiklerim bir tek bana ait olsun istiyorum, onları başkalarıyla paylaşmaya dayanamıyorum. Çocuklarımı bile zaman zaman kıskandığım oluyor; hem de babalarından… Çok sevdiğim bir insanın benimle yaşadıklarını artık bir başkasıyla yaşadığını düşünmek hasta ediyor beni ve bir türlü iyileşemiyorum.

Eskiden aramızda sadece kilometreler olurdu ve çok özlediğimizde o kilometreler, "bana mısın" demezdi… Çıkıp gelirdi, “özledim!” diye… Şimdi aramızda hem kilometreler hem de yabancı kollar var. Aramıza yollar, yabancı kollar, zor yıllar girdi… Önce ben bir aşkla savruldum şehirden şehire, sonra o bir aşkla çakılıp kaldı başka bir şehirde…

Aslında sürekli gurbette olan ve hep bırakıp giden ben olsam da vedaları sevmiyorum. “Geride kalmak mı, geride bırak mı daha zor ?” diye sorsanız sanırım ben gene bencilce, “geride bırakmak!” diye cevap veririm ama lapa lapa kar yağan, ayazlar içinde bembeyaz bir şehirden rayların üzerinde düşe kalka çarpan ve tutunacak hiçbir şey bulamayan bir yürekle ve binlerce anıyla dolu bir kafayla çıkarsanız bu sorunun başka bir cevabı olmuyor, olamıyor…

Lapa lapa kar yağıyordu Eskişehir’e… Annemin, ben burnumu çeke çeke ağlarken, " Aman mutlu olsun da uzak olsun kızım” sözü bana üç beden büyük geliyordu. Zira o gece sabaha kadar bencilce bir tek ben sevmek istedim onu, bir tek benimle gülsün, benimle dalga geçsin, benim yanımda olsun, çat kapı çıkıp bana gelsin eskisi gibi…

Burnumda tüttü daha Fatih Ekspresinde… Valla ben değil, rayların üzerinde oradan oraya savrulan yüreğim özledi…



3 yorum:

royalrojana dedi ki...

güzel,mutlu bir gün diliyorum...
Tüm sevdiklerinle bir arada ve selamımla beraber.
K.ii bak...

umar dedi ki...

Hiç lapa lapa kar yağan ve yüreğimi ordan oraya savuracak bir yolculuk yapıp,sevdiğim,bir başkasıyla olduğunda kıskançlıktan geberecek kadar sevdiğim bir kardeşim,sırdaşım olmadı.

İçtenliğini çok sevdim.Ama sevdiklerimizi önce başkalarının kollarına,sonra başka diyarlara,en sonunda da toprağa bırakmıyormuyuz?

Sevgimizi içimizde yaşama zamanıdır artık.

~~#@ti(€~~ dedi ki...

Mutluluklar diliyorum...Güzel çocukluk anıları, sevgilileri tanıştırma seansları=)) Kardeşlik çok başka birşey. Çok tatlı bi tebessüm oldu yüzümde.Sevgilerle...