10 Eylül 2008 Çarşamba

Evde Nefret Edilesi Durumlar


Godsyndrome, "evde nefret edilesi durumlar" konusunu mimlemiş bana... İşte evde beni çileden çıkaran, tahammül sınırlarımı aşan durumlar:
    Yüksek Ses ve Gürültü: Konuşurken, televizyon izlerken, müzik dinlerken ki genelde bizde televizyon izlerken oluyor, sesin yüksek olması beni hem çileden çıkarıyor hem de hasta ediyor. Yüksek ses bende müthiş bir başağrısı ve hemen arkasından gelen bir mide bulantısı yaratıyor ki bu durum sessiz ve karanlık (loş da olabilir) bir yerde uyuma şansı bulana kadar devam ediyor. Sesin kısılmasını rica ettiğim zaman o an için kısılıp, bir süre sonra tekrar aynı sese dönülmesi ya da kanallar arasındaki ses farkından dolayı kanal değiştirirken de bu duruma dikkat edilmeyip önlem alınmaması beni daha da çok çileden çıkarıyor. Ayrıca insanların özellikle telefonda kavga eder gibi bağırarak konuşmaları; bilmem kimin ablasının boşandığını, kardeşinin yurt dışına gittiğini, bakıcılarının onları yüz üstü bıraktığını duymak, bilmek istemiyorum ben. Özellikle sabahları matkap sesi, çim biçme makinesi ya da çekiç sesleri gibi gürültülerle uyanmak zorunda bırakılmam da son derece sinirlerimi geren diğer durumlardır.
    Banyo: El yıkarken, traş olurken vs. aynaya, çöp kutusuna su sıçraması, en son duşa giren kişinin musluğu alta almayı unutması sonucunda vileda kovasını doldurmak isterken tepeden tırnağa şok etkisiyle ıslanmam, banyodan çıkan kişinin duş teknesini ve süzgecini temizlemeden çıkması, yerlerde kıl, tüy, saç döküntüleri, klozet kapağındaki -ahşap olduğu için hem çok belli oluyor hem de çirkin bir görüntü oluşturuyor- su lekeleri; uzun bir kesintiden sonra geri gelen suyu kullanmak için musluğu açmamla birlikte yüzümü-gözümü acıtarak üstüme ve her yere patlayarak sıçraması da tahammül edemediğim bir olaydır. Aynı olayın mutfakta yaşanması bunu daha da tahammül edilmez bir durum haline getirir.
    Misafirlere Tek Tek Hal-Hatır Sorulması: Beni çok rahatsız eder. Hayır, beş saniye önce başka bir konuğumun veya konuklarımın sorması sonucunda nasıl olduğunu öğrendiğim veya bildiğim kimselere tekrar tekrar, "siz nasılsınız efendim?" diye sormak bana hem vakit kaybı, hem saçma, hem de komik geliyor. Sorsanız başka türlü, sormasanız başka türlü... Ayrıca sorulan kişi için de son derece çileden çıkarıcı bir durum olup, "yahu kardeşim tam bir saattir iyi olduğumu söylüyorum, siz beni dinlemiyor musunuz?" diye çemkirmesi her an beklenilesidir. Bir de şöyle bir durum vardır ki; önemli bir kişiye oldu ki şaşırıp hal-hatır sormayı unuttunuz veya atladınız; işte tam da o anda, böyle bir fırsat bekleyen ve hiç kaçırmadan üzerine atlayan yalaka kişiler, o insanın sadece kendisinin nasıl olduğunu değil, yedi ceddini hem de isimlerini belirterek sorar ve bunu yaparken de size, "baaak ben unutmadım ve de bütün sülalesini biliyorum!" dercesine bakışlar atarlar. Bu işi bile bir yarış şekline dönüştüren bu kişiler, sizden 1-0 önde olduklarını düşünerek büyük bir zevkle çaylarını yudumlamaya başlarlar.
    Herşeyin Bana Sorulması: Evde sanki bir tek ben yaşıyormuşum gibi her şeyin bana sorulması; neyin, nerede olduğunun bilinmemesi ve yerini tarif ettiğim halde bana, "orada yok!" denmesi sonucunda benim yerimden kalkarak tam da dediğim yerde aranan şeyi bulmam her zaman tekrarlanası ve daima o anda, "böyle gelmiş, böyle de gidecek" cümlesini yaratan bir durumdur.
    Apartman: Daire kapıları önünün merdivenlerden inip çıkarken takılıp düşmenize neden olacak kadar ayakkabı, terlik vs. ile dolu olması... Hele ki bu karşı komşunuz ise, neredeyse sizin kapınızın önüne kadar gelen ayakkabılardan birini şaşırıp giymeniz bile muhtemeldir. Daire kapısının ve girişinin pis olması, çöplerin zamansız çıkarılması sonucunda oluşan koku ve poşetlerden sızan çay, yemek suları kapınızı açmamış olmayı dileyecek kadar çekilmezdir. Apartmanda avaz avaz bağıran çocuklar, çığlıklar, üst katınızdan gelen patır patır koşma sesleri, günde yüz kere çekilen kanepe, sandalye, masa gibi şeylerin gıcırtısı, uzayıp giden kapı önü sohbetleri, vurularak kapatılan kapılar da normal zamanda sinir bozucu olup hele ki bütün gece gaz sancısından uyumamış, uyutmamış bebeğinizin ve sizin tam da dalacağı anlarda baş gösteriyorsa kafayı sıyırmanıza yol açacak kadar sinir bozucu bir durumdur.
    Mutfak: Yemeklerin pişmesine 10-15 dakika kalmışken önce ocak gözünün hafiften pırpırlayarak maviye dönüşmesi, daha sonra da birden pof diye sönerek bana tüpün bittiğini haber vermesi olmayacak bir iştir yani. Evet, doğalgazın olduğu şehirlerden birini seçmek ve orada yaşamak gibi bir şansımız ve lüksümüz olmadığı için hala termosifon, şofben ve tüp kullanan bir kesime aitiz biz. Duşta da böyle bir durumla karşı karşıya kalmamak için tercihimizi şofben yerine termosifondan yana kullanarak akıllılık ettiğimizi düşünüyorum. Ayrıca yemekten sonra içilen sigaranın yemek tabaklarından birinde ya da bir bardağın dibinde kalmış su, meşrubat, çay vs. içine atılarak söndürülmesi son derece gıcık kaptığım bir durum olmakla birlikte evime gelen, gelecek olan herkese duyurulur. Çok kibar ve kalp kırmaktan son derece çekinen biri olarak ben bunu sizin yüzünüze söyleyemem. Lütfen mesajı buradan alınız. =)
    Sigara Kokusu: Özellikle dışarıdan eve adım attığım andan itibaren burnuma gelen, genzimi yakan sigara kokusu son derece sinirlerimi bozan ve bundan da öte beni çok üzen bir durumdur. Bu nedenle evimin muhtelif yerlerinden zaman zaman kulağa gelen, bilmeyenleri ilk etapta, sessizlik anlarında korkutan çeşitli tıstlama, pıstlama sesleri airwick oda parfümlerine ait olup, yatılı gelecek olan misafirlerime buradan duyurulur. =)
    İlgisiz anneler: Birkaç gün öncesinden telaşına düşecek ve hazırlığına girişecek kadar konuksever olduğumu, misafire önem ve değer verdiğimi söylemeliyim. Fakat sorun şu ki; evimde konuk ettiğim bazı annelerin neredeyse giderken bile bende bırakacak kadar çocuklarını unutmaları... "Başımın üstünde yerin var" dediysek bu, çocuğunun benim başımı da aşarak artık tepemden yatak odama, banyoma sıçrayıp dolap içlerini açarak ortaya dökmesi, kıyı-köşe araştırması anlamına asla gelmemektedir. Banyosunda, çamaşır makinesinin içine girmeye çalışan çocuklar bulan tüm anneler adına sesleniyorum ki; (bknz:Kasımpatı); lütfen zaman zaman başınızı dedikodudan, sohbetten, tabağınızdan, fincanınızdan kaldırıp, "bu çocuk ne yapıyor acaba?" diye merak ederek kalkıp birkaç adım atın.
    Sakin, huzurlu ve mutlu günler, geceler dileklerimle...

2 yorum:

godsyndrome dedi ki...

:)İyi ki seni mimlemişim.Sen ne kadar dertliymişsin böyle:)Duş başlığı olayına bayıldım bir de airwick konusu var tabi bırak misafiri beni bile hala korkutuyor.

Kasımpatı dedi ki...

Sevgili ChaotiC'ciğim,
Mükemmel bir yazı hazırlamışsın.Zevkle okudum.
Öylesine can alıcı noktalar bulmuşsun ki..Ve aşağı yukarı benim kızdığım,çıldırdığım her şeye sen de kızıyorsun.
Bir ara ''Bu yazıyı ben mi yazdım yoksa ?'' diye şüphelere bile düştüm : )
Güzeller güzeli ChaotiCim..''Mim'' i bana yollamışsın. Teşekkürler..Demek ki çok uygun görmüşsün.Hemen başlayayım ama bana kızacak bir şey bırakmamışsın ki..? Dolayısıyla benimki kısa olacak galiba : )
Bir iki gündür yoğun işlerim vardı.Bu yazına yeni dikkat edebildim.Detaylarıyla ve mim'iyle şimdi gördüm.
Düşünmelerdeyim şu an..
Sevgilerimle..