13 Kasım 2008 Perşembe

Kısa, kısa, kısa...

Uzun zamandır monoton bir hal alan günlük ev işlerini yapmaktan sıkılmıştım. Özellikle yemek yapmaktan... Her akşamüzeri mutfağa girip gözlerimi yaşartarak bana her şeye ağlama bahanesi sunan bir soğanı soymak, salçayla birlikte kavurup ardından sebzeleri ilave etmek gibi en basit yemekleri pişirmek bile özellikle iştahımın hiç olmadığı şu son günlerde zul gelmeye başlamıştı. Show Tv'de yayınlanan "Yemekteyiz" programı bana acayip bir motivasyon sağladı. Mantar soslu, kremalı tortelliniden tutun da beşamel soslu tavuğa, önce özel bir sosa yatırılıp sonra alüminyum folyoya sarılarak pişirilen levreğe, çikolatalı sufleye kadar hepsine aşerip kolları sıvayarak, heyecanla giriyorum şimdi mutfağa. Bana iştah şurubu falan değil bu program lazımmış. Tabii bir de her akşam sofradan ağzı kulaklarında kalkan ve "tatlımı çocuklar uyuduktan sonra alayım..." ;) diyerek bana göz kırpan bir Erol Bey var. :))

Katıldığım bir davette bir bayanla tanıştırılırken daha ben ismimi söylemeden o, "yoksa siz de Berkay'ın annesi misiniz?" diye sordu. Ben kafamı sallayıp soran gözlerle bakınca, "bir akşamımız geçmiyor ki oğlum sizden bahsetmesin, sizi bir anlatıyor, bir anlatıyor ki görür görmez, o kadın, bu kadın olmalı dedim" demez mi? Meğerse oğlumun futbol takımı arkadaşlarından olan bu sevimli çocuk bana aşık olmuş da her akşam benim balkona çıkıp, "çocuklar sofra hazır, hemen eve.." dememi beklermiş. Onlar deli gibi maç yaparken ben, bir yerlere gitmek üzere yanlarından geçerken arkamdan kokumu içine çekip, eve gidince annesine, " ah anne bir de mis gibi kokuyor ki" dermiş. Vah yavrum vah... Tabii bunları kalabalık bir grup içinde bir kadından duymam müthiş derecede utanmama ve kızarmama yol açarken aynı derecede de ruhum okşandı, gururlandım ve her kadın gibi havalara girdim. :)) İşin kötü yanı, eve dönüp akşam yemeğinde bu olayı anlattığım eşim ve oğlumun bana tavır yapmaları oldu. İkisinde de bir surat, bir surat... Sanki bütün mahallenin Fahriye Abla'sı olmuşum gibi 8 yaşındaki bir çocuktan kıskandılar beni...

Cumartesi sabah erkenden Gelibolu'ya düzenlenen bir geziye katıldık. Bir rehber eşliğinde yarımadadaki Türk Anıt ve Şehitliklerini gezdik. Ben daha önce görmüştüm fakat 10 Kasım öncesi hem anlamlı bir gezi olacağı düşüncesi hem de çocuklarımın özellikle Berkay'ın bir rehber tanıtımında tarihimizi görerek öğrenmesi açısından yeniden katılmak istedim. Atatürk'ün saatinin parçalandığı yerden tutun da, Gözetleme Yeri'ne, Conk Bayırı ve Anıtları'na, 57. Alay Piyade Şehitliği'ne, Yahya Çavuş Anıtı'na, Alçıtepe Şehitlikleri'ne, Onbaşı Seyit Anıtı'na, Meçhul Asker Mezarı'na kadar hemen her yeri gezdik. Havanın çok soğuk ve rüzgarlı olmasına rağmen müthiş güzel ve bir o kadar da buruk bir gezi oldu.
57. Alay Piyade Şehitliği ve Anıtı
 Conk Bayırı Atatürk Zafer Anıtı
 
Conk Bayırı
  
Seyit Onbaşı Anıtı
Şehitler Abidesi
Meçhul Asker Mezarı (Hemen arkasında da yaramaz Arda :)
57.Alay'ın Mücadele Ettiği Tepe
Gelibolu Orduevi-Berkay
  Ve orduevinde ısınıp karnı da doyduktan sonra keyfi yerine gelen Arda

Son günlerde bu tür değişikliklerden ve gribi yavaş yavaş atlatıyor olmamdan dolayı düzelen moralim, eşimin pazar gecesi iş için iki haftalığına İstanbul'a gidecek olmasını öğrenmemle gene yelkenleri suya indirmeme yol açtı.
Son zamanlarda rahatsızlığımdan ve fazla kafeinin cildi bozduğunu öğrendiğimden dolayı iki-üç günde bir sadece bir fincan kahve içip, Bob Dylan'dan da, "One More Cup Of Coffee"'yi dinliyorum. Sabahları bir fincan kahve yerine bu şarkıyla ayılmaya çalışıyorum. "Bir fincan kahve daha..." Özellikle yağmurlu ve kasvetli havalarda dinlenesi...

One More Cup of Coffee (Valley by Bob Dylan on Grooveshark

13 yorum:

godsyndrome dedi ki...

Geçmiş olsun ablacım;
kusura bakma ama bende berkay ve erol ağbiye katılıyorum vay minik sapık vay benim ablama nasıl yan gözle bakar,ben de sinirlendim:=) şu çanakkaleyi de görmeyen bir ben kaldım ya:(bu arada çocukları yeniden görmek güzel.Berkay yine ciddi Arda yine çok şeker:):)

Htc dedi ki...

*Ya o programı ben de çok seviyorum. Neden diye düşünüp suruyordum meğer bu yüzdenmiş...İnsanı acayip bir hevese getiriyor. Yarışma olarak bir hayli saçma buldum ama ordaki uğraş ve tarifler oldukça çekiyor insanı.
*Bu arada 8lik aşkın için bence de çok mutlu olmalısın. Ne güzel demekki bebek gibi bir kadınsın ablacım=) Ve demekki erkekler her yaşta ve durumda kıskançlar:D
* REsimler çok güzeldi ve de Arda çok şirin çıkmış maşallah.

Htc dedi ki...

Hayır hayır Berkay da çok şirin ama ben onu da Arda sanmıştım fotoğraf biraz karanlık olunca:D Öpüyorum ikisini de

Aylin Yaprak dedi ki...

Merhabalar Chaotic,keyifle okudum yine yazını...
Kelimeler şehitliklere gelince duygulandım yine,hepsinin ruhu şâd olsun.Daha fazla şehit verilmemesini diliyorum artık.

Bızbız ve Bıtbıt Bir Hayat Hikayesi dedi ki...

gemiş olsun en kojamanından :)) yemekler için minik bir öneri; gastronomi dergisi al çok pis gaza geliosun :))

Arka Sıra HANEDANI dedi ki...

fahriye ablacım, sen de bu kadar güzel olma ama yaaa...kızmamak lazım ufaklığa da:D:D yemek programına gelince, itiraf ediyorum ben müptelasıyım....

brk
(arda ve berkay, isimlerini kim koydu abla?, çok sevdiğim iki isimdir...)

♥ Craft Woman ♥ dedi ki...

Canım öncelikle geçmiş olsun.Bloguna ne eklediysen habire spam pop up pencere açılıyor bilesin. Yorumların onaya tabii ise yorumda kelime doğrulamayı kaldır bence. Bu arada yemekler için de benim de tavsiyem olacak nepisirsem.coma bak canım evdeki malzemeye göre yemek yapma şansın var.yıllar önce gitmiştim o müzede ki askerin ayakkabısı için de kalan ayağını asla unutamıyorum bu vatana sahip çıaklım artık ne olur:(

Siminya dedi ki...

Geçmiş olsun ve eşine tez zamanda kavuşursun inş.Çanakkaleyi görünce kötü oldum ya özledim burnumda tütüyor gelibolu.

Vayy ama bence senden etkilenen tek o sümüklü bebe değildir, böyle güzel anneyi görüpte kim etkilenmez, ha bak parfümünü hatırladım 200 ytl lik bir parfümün vardı senin dimi :P

CHAOTIC dedi ki...

@godsyndrome; farklı düşüneceğini düşünmemiştim zaten. ;) Gelibolu'yu kesinlikle görmelisin.
@htc; haklısın. Yarışma özellikle puanlama sistemi açısından bir hayli saçma fakat yapılışından sofraya koyulup yenme aşamasına kadar olan yemek süreci bir hayli çekici. (istisnalar hariç) ;)
@aylin; çok teşekkür ederim. Hepimizin yüreğinde aynı duygular ve içimizde aynı temenniler yatıyor.
@bızbız; teşekkür ederim en kocamanından. :D Gastronomi Dergisi aklımda... ;)
@arka sıra hanedani; teşekkürler efendim ama özel bir çaba göstermiyorum bunun için. :)) "Berkay" ismini eşim koydu, Arda'yı da ben. :) "Arda" ismi Arda Nehri'nden dolayı Trakya'da çok koyulan bir isim ama ben valla Trakya'ya geleceğimizi bilmiyordum koyarken. Sarıkamış'ta aldı bu ismi... Edirne'ye de yakıştı. ;)
@craft woman; teşekkür ederim. Spam pop-up ların açıldığının farkındayım fakat bloga sonradan eklediğim hiçbir şey yok. Ziyaretçi sayacından kaynaklandığını sanıyorum fakat kelime doğrulama olayını kaldırarak da deneyeceğim. Sağol. nepisirsem.com'a zıplıyorum birazdan. :)
@siminya' m benim; niye ben bu blogta seni görünce çok seviniyorum acep? :D Gerçi beni utandırıp utandırıp gidiyorsun ama. :p
Ps: Parfümümün fiyatını valla yazmadım, Simi araştırmış. :P :))

Zeugma dedi ki...

Yemek programları güzel ama çok tehlikeli.Reklam aralarında mutfağa koşup hamur yoğurup onlarla birlikte mantı açma ve aynı anda yeme çılgınlığı bile yaptım.Aklımda varsa yoksa yemek ..Bu yıl uzak duruyorum.
Chaotic'cim.Çanakkale'nin en görülesi müzesi Gelibolu,dadır.İsabet olmuş.Gördükleri insana ağlatacak raddeye getirir ve eldeki vatanın kıymetini katlayarak anlatır insana hüzün içinde..
Bir de yaz kış Çanakkale'nin rüzgarı çok meşhurdur,hiç bitmez.
Ufaklığa gelince ;o yaşlardaki erkek çocukların aşık olmaları çok meşhurdur:) Yalnız çok zevk sahibi çocukmuş hakkaten.Afferin ona:)
Kimseler kızmasın bozulmasın bakiiim:DD

mesut demir dedi ki...

godsyndrome merak etme yalnız değilsin:) şunun şurasında kaç kişi kaldık ki!:)

resimler harika veled de öyle...

serzeniş meraklısı dedi ki...

abılaa geçmiş olsun, ya çalıştığım zamana denk gelmiş bu post gözümden kaçmış, umarım ben bu postu yazarken sen gribi atlatmışsındır çoktan...
bende bizim üst kat komşusuna hayranlık duyardım bi zaman, ama çocuklarıyla felaket ilgilenirdi böyle ondan dolayı bende öyle bi sürece girmiştim =))) ehh çocuğada anlayış göstermek zorunda bırakan bi ablamız var, napalım =)))
annemede bazen yemek yapmak felan çok çekici gelmez, ben şöyle bi taktik geliştirdim... çok çekici olmayan bi lokanta/restoran tarzı bi yere götürürüm. orda eleştiriye açık bi ton şey olur... sonra yemeklerimiz yarımken "hobareey ben bunlardan daha iyi yemek yaparım, bunlarda kendilerini yemek yapıyoruz sanıyolar muhtemelen." der ve kalkar eve gideriz, annem döktürür :Pp çok pis gaza getiririm vesselam...
çanakkale... türkiyede yaşadığı şehir harici bi yer görmemiş insanların ilk götürülmesi gereken yer, adım adım gezdirilmeli, gördüğü manzara karşısında kanla sulanmış toprakta yürüdüğü hissi yaşatılmalı, ülkesine sahip çıkmasında ön ayak olunmalı diyorum...
ps: ardanın yanaklarını ısırabilirmiyim? =))

saklıdefter dedi ki...

Geçmiştir umarım:)
Mutfağa gitme sıkıntısı yaşadığım şu günlerde, yazından cesaret aldım:)Yemek yapmak için değil bahsettiğin tv programını izlemek için ;)
İsanlar en sevdiklerinin başkaları tarafından sevilmesini bazen somurtuk bir ifadeyle karşılıyorlar ama şirinde oluyorlar:)
Sevgilerimle...