Seni tanıdığım günden beri sürekli sesler değişti, yüzler değişti...Yaşadığım yerler değişti, oturduğum evler değişti... Üstümde uçan kuşlar değişti, adresim değişti...
Seni tanıdığım günden beri "acaba martı sesleri mi?" diye durup dinlediğim oldu; olur olmaz yerlerde, denizi bile olmayan şehirlerde... İyot kokusunu bir türlü bana getirmeyen havayı solumak yeterliyse, "yaşıyorum" dediğim oldu...
Seni tanıdığım günden beri üç-beş adım ötemde yürüyen insanları kah anneme, kah kardeşime benzettiğim oldu; tam arkasından koşup sesleneceğim, aklıma kendi şehrimde bile olmadığım geldi... Umutlar kabul edişlerle, beklentiler razı olmalarla yer değiştirdi...
Seni tanıdığım günden beri duygular değişti, özlemler değişti... Ayrılık ve kavuşma savaşında ayrılık hep önde gitti... Bir başınalık, başıma olmadık işler getirdi; otururken sadece kendime yıkadığım balkonumda, sevdiklerimden uzakta, burnuma gelen kızartma kokusuna, bardağın içinde neşeyle dönen bir çay kaşığı sesine ağlar oldum... Hasret bu yaşamla özdeşleşti...
Seni tanıdığım günden beri geçmişim değişti... Düşünceler değişti, sevgiler değişti... Küçük bir kız büyüdü ellerinde, ikiyi dört etti... Koşulsuz sevmenin ruhani huzurunu öğrendi...
Seni tanıdığım günden beri iklimler değişti, yağmurlarla birlikte gözyaşlarım da bitti... Kimsenin bilmediği bir coğrafyada, yağmurları içime yağan ve tuzu yüreğimi yakan başka bir mevsim başgösterdi... Dört mevsim yitti...
Seni tanıdığım günden beri yüzümdeki çizgiler değil; yüreğimdeki çizikler derinleşti... Her ayrılış, her bekleyiş, her yer değiştiriş, her kabulleniş eskilerine bir yenisini ekledi...
Olsun...
Çocuklar bile bana "çiçek" diye baktılar çünkü yüreğim çığlık çığlığa seni sevdi...





