6 Şubat 2009 Cuma

Kaç Kere Blog Yazmayı Bırakıyordum? (MiM)


Epey bir zaman önce Kemal sormuştu; "kaç kere blog yazmayı bırakıyordun?" diye...
Hiçbir zaman bırakmayı düşünmedim. Ben bunu bir görev olarak görmediğim ve "illa ki şu kadar aralıklarla yazmalıyım" diye de kendime zaman koyup şartlandırmadığım için bırakmak veya bırakmamak arasında gidip gelmedim hiç. İstediğim zaman ve içimden geldiği gibi yazıyorum. 

Paylaşmayı seviyorum. İş; yaşamınızda neyi, ne kadar, kimlerle paylaşmaya karar vermeye kalıyor ki blog yazmak demek zaten herkese ve o herkesden gelecek olan tüm eleştirilere de açık olmak demek.

Bütün samimiyetimle, hayatın içinden geçerken bir şekilde bana dokunan şeyleri paylaşabildiğim yere kadar paylaşıyorum. Çok fazla ayrıntıya girmiyorum çünkü ayrıntıları paylaştığım bir insan zaten var. =) Bir de çok fazla ayrıntıya girdiğinizde çok da edebi cümleler kuramıyorsunuz. Oysa ben, yaşadıklarımı edebi bir dilde anlatmayı seviyorum. Blog yazmaktaki amaçlarımdan biri de buydu mesela; kendimi bildim bileli yazdığım şeyleri daha da edebi bir hale getirebilmek. Bu yüzden sık aralıklarla yazamıyorum çünkü yaşadıklarımı şiirsel bir dile dökebilmem için ilham gelmesi ve gerekli ortamın doğması gerekiyor ki bu çoğu zaman gece geç vakitlerde oluyor.

Blog yazmaya başlayalı neredeyse bir sene oldu ve bu zaman zarfı içinde hissetmediğim, içimden gelmeyen, duyguları bana ait olmayan tek bir kelime yazmadım. Hepsi ben olan, bana ait olan, benden şeylerdi... Dediğim gibi, hani "hayat biz başka planlar yaparken başımıza gelen şey"miş ya işte ben de bir şekilde bana dokunan şeyleri ki genelde bunlar beni iyi ya da kötü etkileyen şeyler oluyor, onları yazıyorum. Sadece, "Büyüklere Masallar" etiketi altında yazdığım yazılar, benim düş gücümle ortaya çıkan ya da bire bir şahit olduğum veya bana anlatılan hayatlardan kesitler sunan, bunları öyküleştirerek, gene edebi bir dille yazmaya çalıştığım deneme tarzı yazılar... Sadece, "Sessiz-Sedasız" adlı yazımda bir ilk yaparak bu etiket altında kendi başımdan geçen bir olayı anlattım. Bunun nedeni ise, hem bu olay ile ilgili içimde biriktirdiklerimi dökmek istemem hem de ayrıntılara girmek istememem oldu; çünkü Kürşat Başar'ın da bir kitabında dediği gibi: "Ayrıntılar... En çok onlar acıtır insanın içini..." En genel hatlarıyla da ancak o kadar başarılı olabildim.

Sözün özü; yazmayı seviyorum, yazdıklarımı paylaşmayı seviyorum ve bu yüzden de yazmayı bırakmayı hiç düşünmüyorum. ChaotiC yani karmakarışık tıpkı hayat gibi içinde her duyguyu barındıran gönderilerimden siz istemediğiniz sürece kurtulamayacaksınız. =)
  
Sevgiler...

 

DipNot: Bu arada yeni "header"ım ile ilgili görüşlerinizi de bekliyorum. ;)

8 yorum:

Arka Sıra HANEDANI dedi ki...

kesinlikle haklısın ablacım, blog yazma işini bir zaruriyet haline getirmedikçe bırakmak için hiçbir sebep yok..sonuçta bir arkadaş olarak görmek lazım bu dünyayı, istediğimiz zaman bizi dinleyen ve bizi sorgulamayan iyi bir arkadaş..
yeni banner'ını çok beğendim,mektup harika olmuş,resimlerin zaten yorumsuz:)) ellerine sağlık...ama şahsen merak ettiğim bir konu var, senin gibi hayat dolu birisinin niye "chaotic" kelimesini rumuz olarak seçtiği??
saygılar, sevgiler ablacım...

brk

Haykoliq dedi ki...

header ı hayran kaldım öncelikle bunu söylemem lazım...

Mim cevapladığınız için defalarca teşekkür...=)
Ayrıca yazmayı bırakmayın tabi...Yetim kalır feedreader'ım...

Zeugma dedi ki...

Bir problemden dolayı bir ara bloguna girememiştik epeyce.
bu bende nasıl sıkıntı yaptı bilemezsin..Seni çok fazla aradım. Bir şeyler eksikti hayatımda :( İnan buna Chaotic..
Sen nasıl arzu ediyorsan o şekilde yaz.Hangi aralıklarla hangi biçimde olursa olsun..Sakın bırakma.
Yazıların içtenlik dolu ve çok güzel.Header'ın yine bir zevk ürünü.Blogun dersen bütün olarak çok sıradışı.
Hepsi için seni kutluyor,teşekkür ediyor ve öpüyorum hayatım..
Sevgilerimle..

Aylin Zeynep dedi ki...

Hep devam et paylaşımlarına Chaotic,yeni headerın ise mükemmel olmuş,şuana kadar kullandıklarını hep beğenmiştim zaten,bu da gerçekten çok hoş.

Adsız dedi ki...

selam,
ne keyifli bir blogmuş böyle :)
bütün yazıları okudum. Ortak noktalar buldum.
Anne tarafından Eskişehirli bir Ankaraseverim :)
Eskişehir benim ilkokula başladığım şehir, venedik pastanesi, hamamyolu, adalar... deliklitaşta oturan anneannem dolayısıyla çok sevdiğim yerler. Hala bir ayağımın beni hep oraya doğru götürmek istediği, ankaradan sonra yaşanası tek şehir... Köprübaşına çıkmak, doktorlar caddesinde turlamak isterdim şimdi.
Eskişehirin hatıraları ile arşive daldığımda başka ortak noktalar buldum. Hala çoğunu ezbere söyleyebildiğim Zuhal Olcay, Bora-Oya şarkılarını dinledim tek tek. Ortaokul lise çağlarımı hatırladım.
Çok güzel günlere gittim satırlarınızla
Gelecekte de bir sürü güzel gün yaşamak dileğiyle...

Besimi dedi ki...

yaz yaz yaz bir kenara yaz... yazmakla da kalma paylaş :)))
blogır doğulmaz blogır da ölünmez ama bırakmak da nedendir ki?! uç bi vakayla karşılaşılmadığı sürece bence hayat boyu sürmesi gereken dolu bir uğraş.
ayrıca, blogun öyle pek de karmaşık değil ama kaotik olması da gözden kaçan bi unsur değil :)))

Serap dedi ki...

Yazıların çok iyi bırakma. Blog sadece kişisel bir günlük. ama şu varki zamanla sorumluluk hissi veriyor.

Aylin Zeynep dedi ki...

http://aylinzeynepunlu.blogspot.com/ diğeri ile değiştirirsen sevinirim,sevgiler...