11 Mart 2009 Çarşamba

Mutluluk Neydi?

Mutluluk neydi? 
Mutluluk, yağmurdan iliklerime kadar ıslanmış bir halde okuldan eve döndüğümde, annemin demlediği çaydan çıkan fokurtulardı... Artık buhardan dışarısının gözükmediği cama bir kalp çizip, bu kalpten çıkarttığım okun diğer ucundaki "M" harfinin karşılığını soru işaretinde aramaktı. Artık iyice demlenmiş çaydan çıkan kokuydu...

Mutluluk neydi?
Mutluluk, buz gibi bir odada yine buz gibi bir yorganın altına girerek ısınmaya çalışmaktı. Yastığımdaki sabun kokusuydu. Artık uykuya yenik düşene kadar kardeşimle kıkırdaşarak yaptığımız konuşmalardı... Arada sırada diğer odadan yükselen ve bana güven veren babamın öksürük sesleriydi...

Mutluluk neydi?
Mutluluk, sabırsızlıkla yemeğin pişmesini ve sofraya oturmayı beklerken vaktin geçmesi için dedemin anlattığı savaş, göç ve Atatürk anılarıydı. Sofra hazır olduğunda Heidi'nin dedesine benzeyen ellerini tutup oturduğu yerden kaldırarak masaya götürmek, önümüzde dumanı tüten ve mis gibi kokan çorbaya bakıp yutkunurken sofra duasını bitirmesini beklemekti...

Mutluluk neydi?
Mutluluk, üzerinde şemsiyeli bir kız resmi olan kiremit rengi pijamalarımdı. O pijamalarla, kardeşimle az sonra kucak kucağa çıkacağımız bir fotoğrafa hazırlanmaktı.

Mutluluk neydi?
Mutluluk, bisiklet sürmeyi, ip atlamayı, lastik topu hiç kaçırmadan bacaklarımın arasından geçirerek zıplatmayı öğrenmekti. Anneannemin tenekelere diktiği sardunyalardı. Hortumla bahçeyi yıkamak için kardeşimle ettiğimiz kavgalardı. Sonunda çıkan toprak kokusuna anneannemin pişirdiği çiböreklerin kokusunun karışmasıydı. Dedemin diktiği ve bizim, "bebek" diye tabir ettiğimiz henüz olgunlaşmamış domatesleri okşamaktı.

Mutluluk neydi?
Mutluluk, televizyon izlerken birden giden elektrikti. Karanlıkta yapılan sohbetlerdi. Mum ışığının yarattığı gölgelerden bir şeyler çıkartmaktı. Geri gelen elektrikle bir filmin içindeki hayatın devam etmesiydi.

Mutluluk neydi?
Mutluluk, annemin işe gitmeden önce bizim için hazırladığı sofradaki tabakların yanına bıraktığı Halley'lerdi... Annemin işe gitmediği günlerdi... Doğancılar Parkı'na giderken Arnavut'tan torpilli aldığımız soslu dondurmalardı... Parkta aldığımız simitlerle güvercinleri beslemekti... Her defasında, "bu defa kayacağım!" diyerek kaydırağın en tepesine çıktıktan sonra arkamda oluşan kuyruğa rağmen kayamayıp annemin çıkarak beni almasıydı; onun güvenli kucağıydı...

Mutluluk neydi?
Mutluluk, bütün gece lapa lapa yağan karın yolları kapatmasıyla televizyon başında, geçecek olan alt yazıyı beklemekti: "Okullar tatil edildi!" Arabaların durmasıyla her yeri kendi sessizliğine çeviren karda yuvarlanmaktı. Kardan adamın burnu için kapı kapı havuç aramaktı... Gece yatağımıza yattığımızda, diğerlerini unutup sadece kardan adamı bozmamaları için ettiğimiz dualardı.

Mutluluk neydi?
Mutluluk, ilk aşktı. Hiç konuşmadan anlaşmaktı. Üzerinde, "arkadaşlık teklifimi kabul eder misin?" yazan ve "evet" ya da "hayır"  seçeneklerinin olduğu tırtıklı köşelerinin yırtılarak yanıtlanacağı kartlardı... Üzerimde şeker pembesi bir elbise, elimde aynı renk bir pamuk helva ve bir dönme dolapta utançtan o helvadan bir ısırık bile alamadan çocuk dünyamın onunla birlikte dönüp durmasıydı...

Mutluluk neydi?
Mutluluk, kavuran sıcaklarda oturduğumuz zerdali ağacının gölgesiydi. Guguk kuşlarının sesini dinleyerek, elimde tatil kitabımla yattığım sedirdi. Dürten şeytanın kandırmasıyla kalkıp çatıya çıkarak yan bahçeye ait ağaçtan topladığım ve yıkamadan yediğim vişnelerdi.

Mutluluk neydi?
Mutluluk, eşimle flört ederken söylediğim yalanlardı. Ailem beni Bursa'da zannederken, onunla el ele gezdiğimiz gri değil rengarenk bir Ankara'ydı; Tunalı Hilmi'ydi, Kızılay'dı... Sabah kahvaltısı için gittiğimiz börekçi masalarında uzayıp giden sohbetlerimizdi. Çiçek açtığım elbiseydi. Yakalanma korkusuyla, fotoğraflara kadar çıkardığım sivilcemdi. Herkes, kendi yoluna dönerken kafamı dayadığım bir otobüs camının yüreğimle birlikte titremesiydi. Gezip tozarken aklıma gelmeyen Tanrı'ya, eve girmeden önce kapının önündeki yalvarmalarımdı...

Mutluluk neydi?
Mutluluk, doğum günlerimden birinde, nişanlıyken eşimin aldığı, daha yürümeyi bile tam olarak bilemeyen köpek yavrusuydu. Mutluluk, "Puppy" idi. Yanıma oturan, elimi tutan, sarılan eşime dişlerini göstererek hırlamasıydı, parçaladığı terlikleriydi... Küçücük bir köpek yavrusunun ve kocaman bir adamın yaptığı aynı kıskançlıktı...

Mutluluk neydi?
Mutluluk, aniden karar vererek bir otobüse atlayıp küçük bir sahil kasabasına gitmekti. Kokusu, tatil bitene kadar burnumdan gitmeyen hindistan cevizli güneş yağıydı. Artık bronzlaşmış tenime giydiğim beyaz t-shirt'ümdü... Eşimle kaldığımız ve evli olduğumuza bir türlü inandıramadığımız pansiyonun sahibiydi, sonra özür dileyerek akşam yemeğinde ikram ettikleri zeytinyağlı barbunyaydı... Sadece, denize girip çıkarak, gezerek, yiyip-içerek ve sevişerek geçen günlerdi...

Mutluluk neydi?
Mutluluk, artık çift kalple yaşamaktı... Dokuz ay boyunca, içimde nasıl bir canlının şekillendiğini deli gibi merak etmekti. Yediğim ilk tekmeydi. Artık karnımın üzerinden, dayadığı ayağının parmaklarını sayabilmekti ve beş adet olduğuna şükretmekti. İlk karşılaşmamızdı. Emzirirken ikimiz de uyuyakaldığımızda, eşimin üzerimize örttüğü battaniyeydi... Mutluluk, aile olmaktı.

Mutluluk neydi?
Mutluluk, gülerek geçmişe teslim ettiğim her şeydi...


......................................................
......................................................
......................................................



Ps: Tüm bunları yeniden hatırlamama ve yazmama neden olan Aylin'e çok teşekkür ediyorum. Düş hekimi Yalçın Ergir'in tabiriyle, "gerisini ve milyonlarca satırı boş bırakıyorum. Yazmak isteyen arkadaşların kendi mutluluklarını yazmaları ve bundan da küçücük bir mutluluk duymaları dileğiyle..."

8 yorum:

stickman dedi ki...

Mutluluk neydi?
Mutluluk, kahvaltı sofrasında domates tabağının dibinde kalan domates suyu için kardeşimle kavga etmekti... ranzanın üst katında yatmak için kura çekmekti... ipi kopan uçurtmanın peşinden koşmaktı... kurban bayramlarından önce kurbanlık herhangi bir hayvan görebilmekti... ilkokulda bütün sınıfın aynı kıza aşık olmasıydı... bütün insanların iyi olduğunu sanmaktı... yaz sabahları arka balkonda yapılan kahvaltılardı...

Muhabbet Çiçeğim dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın mutluğu.Hiç mutluluğu kaybetmemeni dilerim canım. Mutluluk rüzgarı hep senin için essin.Sevgiler.

godsyndrome dedi ki...

Mutluluk neydi?Hiç anlamadığın blog işine girip,ortalarda dolaşırken;örnek alacağın,akıl danışacağın,bir ablaya sahip olmaktı.Konuşmak fırsat olmasa da Ordaaaa bir enişte var uzaktaaaa diye şarkılar söylemekti.2 yakışıklı delikanlının maceralarını duyup kahkahalara gömülmek ve böyle enfes yazılar okuyup,yorumlar yapabilmekti :D

Erhan Yiğit KIRIKCI dedi ki...

MUTLULUK GÖREMEDİĞİ İÇİN YOLDAN GECEMEYEN BİR İHTİYARI KARSIYA GECİREBİLMEKTİ YADA YEDİĞİN ÇİKOLATANIN BURNUNA BULASMASI VE BUNA UFAK BİR ÇOCUGUN KATILA KATILA GÜLMESİYDİ MUTLULUK GÖZLERDEYDİ ASLINDA BİR ANNE EVLADINA BAKARDI.. PAYLAŞIMIN İÇİN TEŞEKKÜRLER ÇOK BEĞENDİM..:)

Zeugma dedi ki...

Küçücük detaylarda gizliydi mutluluk.Bahara girerken çimlerin arasında minicik,sevimli bir uğur böceği görmekti.
Sabah şen şakrak kuş cıvıltılarıyla neşe içinde uyanmak,şarkılar mırıldanarak elini yüzünü yıkamak,aynada kendine göz kırparak ne kadar sağlıklı olduğunu görüp şükretmekti.Annenin pişirdiği sıcacık bir tarhana çorbası,yeni yıkadığı çarşaflar içinde mis gibi uyumaktı.
Evde film izlerken çekirdek yemek,kardeşler arasında patates cipsi kapışmak,şakalaşmaktı neşe içinde..
Mutluluk canım Chaotic'imi burada hissetmek ve her defasında pozitif duygular içinde gülümsemekti :)

Ukturk dedi ki...

Mutluluk benim diğer adım diyebiliriz..Her zaman mutluyum ben her şekilde daha iyi oluyor ama poliyanacılık oynamıyorum karışmasın lütfen:P:p

Aylin Zeynep dedi ki...

Ne hoş bir tarif yapmışsın yazının tamamında,teşekkür ediyorum yer verdiğin için ve yüreğine sağlık diyorum Chaotic...

aahmetcelebii dedi ki...

Dolu dolu yaşanmış ve birdaha gelmeyecek olan ( buraya bütün hüznümü boşaltıyorum) çocukluğumuzdan gençliğimize filmini tekrar tekrar hayal edip, arada sıradada olsa insanı o günlere götüren kokuyu duymaktır mutluluk.

CHAOTIC, en az benimkisi kadar harika bir çocukluğun varmış :)