22 Nisan 2009 Çarşamba

Bizden Kesinlikle Geçti ama Çocuklarımız İçin İstiyorum!!!



Ne ev, ne araba, ne çuvallar dolusu para... 
Ne de Maldiv Adaları'nda tatil istiyorum ben. 
Bu günlerde artık sadece memleket istiyorum ben!!!
(Tüm çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun!) 

ChaotiC


18 Nisan 2009 Cumartesi

Bakarız...

"Bakarız..." lafından nefret ediyorum!

- Akşama sinemaya gidelim mi?
- Bakarız...


- Anne, bu pazar arkadaşlarımla konsere gidebilir miyim?
- Bakarız...


- Senelik iznimi ağustosta kullanabilir miyim?
- Bakarız...


Ne kadar ortada bırakan, ne kadar gıcık bir laf!!!

ChaotiC

1 Nisan 2009 Çarşamba

Siz Hiç Endoskopi Yaptırdınız mı (Doktor Bey)?

Yazılarımın arası gün geçtikçe daha fazla açılmaya başladı biliyorum fakat son dört beş aydır çektiğim ağrı son zamanlarda dayanılamaz bir hale geldi ve ben her zaman iş bu raddeye gelince kendi kendime doktorculuk oynamayı bırakıp bir doktora gittiğim için hastalıklarım hep ilerlemiş bir boyuta geliyor. 

Gittiğim genel cerrah beyefendi, ağrının karnımın sağ üst tarafında olmasına rağmen endoskopi yapıp mideme bakmak istedi ki endoskopiden senelerce kaçmış bir insan olarak, "ama mide sol tarafta, benim ağrım sağ tarafta, mide ile ilgili bir problemim olduğunu sanmıyorum" diyerek gene kendimi beynimden hızla geçen düşüncelerle kaçış planları yaparken yakaladım. Ben o planları yapıp aynı zamanda düşünce hızıma yetişemeyen kelimeler sarf ederken dr. önündeki kağıda endoskopi ve ultrason tetkiklerini işaretlemişti bile...

İki gün sonra ayaklarımın geri geri gitmesine rağmen endoskopi için tam vaktinde hastanedeydim. Eşimle sırada beklerken sürekli açılıp kapanan kapının ardında gördüğüm dinlenme odası bana bu işin o kadar da basit olmadığını ispatlar gibiydi. Sonra endoskopinin ardından sedye ile dinlenme odasına alınan hastalar gördüm ama hepsi çok yaşlı insanlardı. "Yok canım" dedim, "ben biter bitmez çıkar giderim". Bu arada sağolsun tek başına gelmiş ve korkudan neredeyse bayılacak bir bayanın kendi kendine yaptığı sesli telkinler vardı kiii... 

 "Ya geçen akşam televizyonda bir adam gösteri yaptı izlediniz mi?" 
Ben gayet ciddi ve umursamaz bir şekilde, "hayır izlemedim!"
"Keşke izleseydiniz. Adam boğazına ne bıçaklar, kılıçlar soktu, taa midesine kadar girdiler. Biz de bir hortumdan korkuyoruz işte... Ne olacak değil mi sanki? Hı?"
Ben, "hııııııı....." 

Eşime bakıyorum, gülüyor. Ben de gülüyorum. 

Vakit o kadar ağır ilerliyor ki. Giren çıkmak bilmiyor. Neyse, sıra bana geliyor ve hemşirenin ardından ilerliyoruz. Eşime, "tanıdım sizi..." diyor. Sevgililer Günü'nde aynı yerde yemekteymişiz. Eee burası küçük bir yer. Eşim belki de o cesaretle, "ben de eşimin yanında kalabilir miyim?" diye soruyor. "Hayıııııır" diyor hemşire, "sizi dışarıya alalım lütfen." Sonra bana dönüyor, "çizmelerinizi, boynunuzdaki kolyeyi ve saç bandınızı çıkartıp sol tarafınıza uzanın." Çok soğukkanlı duruyorum ama içimde fırtınalar kopuyor. O sırada mideme girecek olan hortumu görüyorum. "Canım incecik, ucu ışıklı bir hortum..." diyenlere, "serum hortumu gibi mi yani?" diye sorduğumda böyle ellerini üç aşağı-beş yukarı hareketiyle sallayarak, "gibi, gibi..." dedikleri aklıma geliyor. "Yok" diyorum, "bu hortum olamaz, herhalde bunu başka bir şey için kullanıyorlar, daha ince, daha kısa bir şey olmalı..."

O sırada dr. başka işlerle uğraşıyor ve hemşire de bana yapılacak olan işlemi anlatıyor. "Siz ne kadar rahat olursanız işlem o kadar çabuk ve kolay olur, sadece burnunuzdan nefes alabileceksiniz, bunun için panik olmayın tamam mı?" gibi şeyler söylüyor ve tam o esnada aklıma anestezi geliyor. "Bana hiç değilse boğaza bir sprey sıkılarak uyuşturulduğu söylenmişti, yapmayacak mısınız?" diye soruyorum. Özel hastanelerde yapıyorlarmış. Gene de beynim uyuşmuş bir halde sol tarafıma yatıyorum. Dr.la gözgöze geliyoruz. Odaya girdiğimden beri ilk defa ağzını açıyor ve dediği şey de, "bana direnç gösterme tamam mı?" oluyor. "Ahh" diyorum, "ne kadar güzel, ne kadar kibar..." Tam, "siz hiç endoskopi yaptırdınız mı doktor bey?" diyeceğim, hemşire gene tercüman gibi araya girerek ve söyleneni yumuşatarak bana, "burnunuzdan nefes alın ve rahat olun ki işlem uzamasın." diyor. Dr. ağzımın açık kalması için yuvarlak bir şey ısırttıktan sonra o yuvarlağın ortasından inanamadığım (bana yalan söylediler, bana yalan söylediler, bu hortumdan bahsetmediler), ucu ışıklı hortumu salıyor, gözümde yaşlar öğürmeye başlıyorum. Sanki odadaki hava bitmiş, öleceğim gibi geliyor ve hızlı hızlı burnumdan nefes alıyorum. Bir yandan da ne kadar sakin olursam o kadar çabuk kurtulacağım düşüncesiyle rahat olmak için çaba sarf ediyorum ve başımda bik bik bik konuşan hemşirenin dediklerinden anlıyorum ki, ben bu işi iyi götürüyorum. "En zor kısmı geçtik, çok güzel" diyor hemşire. O sırada mideme salınan hortum da duruyor. "Oh" diyorum, "bitti galiba, şimdi hepsini geri çekecek." Hayır, saldıkça salıyor, saldıkça salıyor. Çıkan deklanşör seslerinden midemden çeşitli pozların yakalandığını anlıyorum ve nitekim elimde pembe pembe mide fotoğraflarımın olduğu ve zaten bildiğim gastrit teşhisinin konduğu bir kağıtla dinlenmeden dışarı çıkıyorum. 

Sonuç: Gastritin şikayetçi olduğum ağrıya yol açamayacağı, bu yüzden pazartesi günü ultrasona girmem gerektiği söyleniyor ve ben, bana Uzunköprü kadar uzun gelen hortum maceramın geçtiği Uzunköprü Devlet Hastanesi'nden boğazım ve içim acıyarak ayrılıyorum. Ne vardı, önce ultrason tetkiki yapılsaydı da ben boş yere bu eziyeti çekmeseydim? Ama pardon burası Türkiye ve işler hep tersinden gidiyor değil mi?

ChaotiC