26 Ekim 2009 Pazartesi

Sırt Sırta



Sen beni her gün biraz daha ertelerken
Ben seni her defasında biraz daha öne alıyorum sevgilim...
Hiçbir destede olmayan bir iskambil kağıdı gibiyiz;
Bir tarafı kız, diğer tarafı erkek...
Sırt sırta vermişiz,
İki cihan yan yana gelir, biz gelemeyiz...!

ChaotiC

Senden Bana...



Artık zamanlar kalacak senden bana biliyorum. Ben soğuk yataklarda tek başıma ısınmaya çalışırken sen üzerine başkası bulanmış kokuyu kim bilir hangi kanalizasyon deliğine gönderip geleceksin yanıma... Sen sıcacık tenini bende soğutacaksın, ben senle ısınmaya çalışırken... Kaçışın olacağım senin; "özledim!" dediğinde dindiren, "gerçekten ben seni seviyorum!" dediğinde affeden, "evde misin?" dediğinde bekleyen......... Kayıtsız, şartsız, sorgusuz, sualsiz daima seni seven...

Kaçamak zamanlar kalacak senden bana biliyorum. Yemek sonrası bir tatlıdan kaç çatal çıkar ya da orta şekerli bir kahve kaç yudumda biter...? Bileceğim... Lokmalarını, yudumlarını sayacağım senin; tek derdim sen...İçim akacak çıkıp giderken, belli etmeyeceğim. Arkandan bir kahve de ben içeceğim; sade... Tek başına içilen kahvelerin adı hep "sade"dir. Oysa ben şekerli içmeyi severdim kahveyi ve buluşarak senin gözlerinle... Sade kahve ve sade kendimle, sade seni düşüneceğim; "acaba bir daha ne zaman gelecek?" diye...

Eksik zamanlar kalacak senden bana biliyorum. Soğan doğranmadığı için  lezzetsiz yenen bir yemek gibi... Tadına asla varamayacağım. Ayak üstü atıştırır gibi, tıka basa doymadan gideceksin. "Dişlerin çürür, daha fazlasını yeme!" diye elinden elma şekeri çekilip alınan ya da "hasta olacaksın!" diye külahına bir top dondurma koydurulan bir çocuk gibi bükük kalacak arkandan boynum...

Bir maçtaki duraklama anları gibi kayıp zamanlar kalacak senden bana biliyorum. Yok zamanlarda senle var olduğum uzatmaları oynayacağım. Yalancıktan korkuyor ya da hasta olacağım belki... Sarhoş olacağım, bir soluk alışı kadar fazladan kal diye... Sabaha kadar ezberleyeceğim nefes alıp verme ritimlerini... Gözümü kırpmadan, hiç dokunmadan seveceğim seni... 

Senden sensiz zamanlar kalacak bana biliyorum. Giderken her defasında benden götürdüğün... Sanki sen gidince ben hiç bir şeyi sevemeyeceğim, manasız gelecek saksıdaki menekşelerim...

Sen tek başına gittiğini sanırken ben koca bir aşk kadar eksileceğim sevgilim...

ChaotiC


DipNot: Bana bunları yazdıran Votka ve Burn ikilisine, ayrıca sevgili Godsy'e teşekkürlerimle... :D Hayatımdan hiç eksik olmayın. :))


görsel



22 Ekim 2009 Perşembe

Köprüden Önce Son Çıkış...



Uzun bir yolda... Bir otobüsün cam kenarında... Kafam arkaya yaslanmış, titrek sarsıntılar içinde... Yüreğimdeki sarsıntıların yanında bir hiç... Duyumsamıyorum bile... Kulağımda hayatımın fon müziği çalıyor; the second you sleep. Hayatıma eşlik ediyor. Uyuyorum, uyanıyorum o hep çalıyor. Olup olabilecek en güzel şarkılardan biri diye düşünüyorum.



Bir an önce yetişmek isteyen, bir an önce kaçmak isteyen, özleyen, terk eden, geç kaldığını düşünen,....... aceleci kırmızı bir trafiğin içinde, esas dönmek istediğim sapaktan farklı bir yöne doğru dönerken tekerlekler ve her kilometrede biraz daha uzaklaştığımı duyumsarken gözlerim sonuna kadar doluyor ama inatla tek bir damla bile inmiyor. Şarkı inanılmaz bir güç veriyor.

Köprüden önce son çıkışı kaçırmak gibi... Geri dönüşü artık mümkün olmayan bir yola girmiş gibi... Kanalizasyon deliğine yuvarlanan cepteki son kuruş gibi...

İçimden yazmak geliyor. Çantamı altüst ederek bulduğum kaleme seviniyorum. Pembe, simli, neşeli bir kalem çıkıyor; karakterine tamamen ters şeyleri yazmak üzere... Okumakta olduğum kitabın boş olan ilk ve son sayfalarını feda edecek kadar yazmak istiyorum, bunları yazıyorum; bir klavyeden soğuk, donuk, mavi bir ekrana aktaracağım şu anı düşünerek...

The second you sleep... Camdan hızla kayan görüntüler... Ağaçlar, trafiğe sıkışmış insanlar, levhalar, trafik lambaları, ışıklar, bariyerler, deniz, köprü gözüme her zamankinden farklı geliyor. Bir tabelada sebze hali yazıyor, ben onu gül bahçesi olarak algılıyorum. "Gül bahçesine gider... Dikenlere dikkat!" Düşüyorum, yüreğim kanıyor. Oysa insan hep dizlerinin üzerine düşer.




Yağmur başlıyor. En önde oturuyorum ve kocaman camların arkasında sürekli ıslanıyormuşum gibi geliyor. Cama düşen yağmur tanelerini izliyorum. Her biri, bir süre sonra dağılıp bozularak yol yol akmaya başlıyorlar. Artık camda kesik kesik çizgiler... The second you sleep... "Staaaaay..." diye bağırıyor adam kadına... Sadece kalmasını diliyor o uyurken... Oysa kadın yarın gitmiş olacak... Adamın yalvaran sesi ağlatıyor beni... Karnım düğümleniyor. Yüreğim zaten kanamalı... Beyaz gömlekli, mavi papyonlu birisi kolonya uzatıyor yüzüme eğilerek. Kolonya sevmem. Bana hep hastaneleri, hastalıkları hatırlatır. Kolonya yerine su istiyorum. Acıktığımı duyumsuyorum ama canım hiçbir şey istemiyor.

Kadın uyuyor... Adam onu izliyor... Son gece... Kadın yarın gitmiş olacak... Adam arkasında... Öylece durup gözden kayboluşunu izleyecek...

The second you sleep...


The Second You Sle...

İl sınırları içine giriyorum, sınırsızlık içinde... Sınırsız aşk, sınırsız sevgi, sınırsız özlem, sınırsız istek, sınırsız merak............ Gecenin karanlığına iniyorum... Sıcacıktım... Eve giriyorum... Gene üşümeye başlıyorum...

The second you sleep...

14 Ekim 2009 Çarşamba

Teşekkür...

Önyargısız insanları seviyorum... Nereden çıktı bu diyeceksiniz? Şubat 2008'den beri yazıyorum ve bu zaman zarfında çok sayıda blog yazarı arkadaşlarım ve okuyucularım oldu. Bırakın uzun süreliyi, yazmaya birazcık olsun ara verdiğimde bile mail atıp nerede olduğumu, nasıl olduğumu sorup merak eden sadık takipçilerim oldu. En önemlisi uzun süre ihmal edip, bloglarını hiç okuyamadığım, hiç yorum yapamadığım halde hala hiç beklentisiz, misilleme nedir bilmeden beni okumaktan ve keza yorum yapmaktan hiç vazgeçmeyen kişiler oldu. Uzun süredir kafamı bir türlü toparlayıp, sadece buraya yoğunlaşamadığım için ve sırf yazmış olmak için yazmayı da sevmediğim için sesim soluğum çıkmadı. Dediğim gibi ne eskisi kadar sık yazabildim ne de yazan arkadaşlarımı takip edebildim. Defalarca beni mimleyen ve belki de benim çoğuna cevap veremediğim bir arkadaşım; şirinem 'in gene beni bıkıp, usanmadan ve en önemlisi hala kaile alarak mimlediğini görünce yazmak istedim bunları...

Önyargısız, misillemesiz ilişkilerin kurulmasının, karşılıksız sevgilerin bulunmasının artık çok zor olduğu bu dünyada ki buna blogger dünyası da dahil çünkü burada bile birbirini çekemeyen, kıskançlığını had safhada yaşayıp, çirkin yorumlarıyla da bu kıskançlıklarını pekiştiren, kendi blogunu okuyup yorum yapanları takip edip aslında çok beğendiği halde diğerlerini hiçe sayan insanlar var; evet böyle bir dünyada, bu insanlardan sıyrılmış arkadaşlara sahip olmak beni inanılmaz mutlu etti. Yazılarımı özleyenler, sağlığımı, nerede, ne yaptığımı merak edenler, cevapsız bıraktığım halde hala beni mimleyenler, yazdıklarını hiç okuyamayıp yorum yapamadığım halde hala blogumu ziyaret ederek yazılarımı okuyup yorum yapanlar...

Hepinize çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. :D

ChaotiC

8 Ekim 2009 Perşembe

Kader mi? Kader...

İnsan şimdiki aklı, bilgisi ve duygularıyla istediği yıllara dönebilse… Yani kader kendi yolunu çizmeden önce o kaderini kendisi tayin etse… İstemediğimiz bölümleri makaslayıp hayatımızdan çıkarıp attığımız için daha mı mutlu olurduk; yoksa ne yaşayacağımızı önceden bire bir bildiğimiz için daha mı mutsuz? Heyecan da kalmayacaktı çünkü böyle olunca…

Bir yazımda Rastlantının Böylesi (Sliding Doors) diye bir filmden bahsetmiştim. Filmde, bir kadının metroyu kaçırma ve yakalama ihtimalleri üzerine kurgulanmış iki ayrı hikâye, bir kaç saniyeyle değişen ve değişmeyen iki farklı hayat vardı. 

Kadın, metroyu yakalayarak evine zamanında geldiğinde kocasını başka bir kadınla yakalıyordu. Birkaç saniyelik gecikmeyle metroyu kaçırdığında ise kocasının onu aldattığından habersiz yaşamaya devam ediyordu. Yani yıllar sonra, bu durumu bilerek o zamana geri döndüğümüzde metroyu yakalamakla, bilerek kaçırmak arasında bir seçim yapmamız gerekse… İkisi de kötü. Habersiz yaşayıp gitmek bence daha da kötü… Bu sefer de daha daha önceki zamana geri gidip o adamla hiç tanışmamış olmayı dilemeyecek miyiz? Bu böyle uzayıp gidecek. O zaman hayatın da anlamı değişecek. Hani diyorlar ya, “hayat biz başka planlar yaparken başımıza gelen şeydir…” diye…

Bazen durup düşünerek bazen de hiç düşünmeden içine girdiğimiz ve yaşadığımız sürece binlercesinle karşılaştığımız bir yol ayrımı kader… Ki çoğu zaman bile bile lades dedirttiğimiz… Kader, bizi kandırmış olmanın keyfiyle karşıdan arsız arsız sırıtadursun biz iyi ya da kötü yaptığımız seçimin getirileriyle baş başa kalıveririz. En çok işin içine aşk girdiği zaman ipler kaderin eline geçer… Ne yaşayacağımızı bile bile kucağına düşüveririz bazen. Mutlu olursak kendimizden biliriz; yok olamadıysak Sezen gibi, “ ben sana ne ettim, yollarımı çıkmaza bağladın. Üç gün mutlu olduysam, üç ömürlük ağladım” diyerek, “kader, kahpe kader…” şarkıları söyleriz.

Zihnime, yüreğime, her hücreme yerleşmiş bir film var. Denk geldiği zaman, sayısını hatırlayamadığım kadar çok izlediğim halde gene de oturup izlediğim, gene de her defasında zırıl zırıl ağladığım… En çok kaderi düşündüğüm filmlerden biri; çünkü kadın son sahnede bir yol ayrımında kalır. Aşk mı, emek mi? Aşk mı, emek mi? Kaderin, aşk yolunda kandırmaya çalışıp sonunda iyiliğin, dostluğun ve emeğin kazandığı, sadece yüreklerin konuştuğu bir son sahnesi vardır ki; boğazım düğümlenir. Burun direğimde sızlamayla başlayıp, gözlerimde sulanmayla devam eden ve sonunda bana ömrümce dökeceğim bütün yaşların hepsini sanki o an akıtıp bitirdiğimi düşündürten bir son sahne… Kadın, aşka sırtını dönüp diğer yola girdiği halde bile hala, “gel yolumdan döndür beni…” misali son kez arkasını dönüp sevdiği adama bakarken, “seninim işte, alıp götürsene beni…” diyerek son bir umutla yüreğini konuşturduğu an, benim de yüreğimde bir yangını başlatır.

Adam, “elinden tutuversem, benimle gelir mi?” diye düşüneceğine gidip eline yapışsaydı sımsıkı, kadın yolun başından dönecekti.


“Yüreğim kaydıysa günah mı?” Yüreğinizin kaydığı kişi, ellerinizin arasından da böyle kayıp gider işte… Kader mi? Kader…


ChaotiC

mogollar-selvi_boy...