Bugün arkadaşlığın, dostluğun ne kadar güzel, ne kadar değerli, ne kadar hatırlanası, ne kadar gerekli olduğunu düşündüm… Dostlarımız olmasa ne yapardık? Sizi bilmiyorum ama ben kahrımdan ölürdüm herhalde…En kötü günlerimde dahi yanımda olduklarını bildiğim, üç-dört kişiyi geçmeyen bugünkü dostlarıma ulaşabilmek için az deneyimlerden geçmedim… Onlar sadece benim dostlarım değil; onlar benim kararlılığım, onlar benim gücüm, savaşımlarım, mutsuzluğum, mutluluğum, acılarım, sevinçlerim biraz da... Yaptığım sonra da görebildiğim bütün yanlışlarımdan sonra ulaştığım değerlilerim...
O yanlışlara rağmen gene de dost, arkadaş sandığım insanlarla geçirdiğim zamanı boşa geçirmiş saymıyorum çünkü hepsinden yararlandım, hepsinden bir şeyler öğrendim. Kimseye bir zararı dokunmadı yanlışlarımın kendimden başka…
Dostluk bambaşka…Tencerendeki yemeği, “çıkarmazsam bu yemek bana yarın da yeter…” fesatlığına girmeden paylaşabilmek, sadece bir bakışından ne istediğini, ne düşündüğünü anlayıp yerine getirebilmek, haylaz çocuklarının evinizi ne hale sokacağını hayal bile etmeden onu sevdiği insanlarla da başınızın üzerinde taşıyabilmek, telefondaki ses tonundan o daha söylemeden hangi ruh hali içinde olduğunu çözebilmek, sizden bir şey istediğinde küçük hesaplar içine girmeden verebilmek, size ihtiyacı olduğunu anladığınızda işinizi-gücünüzü bırakarak koşabilmek, hastalandığında bir tencere çorbanın şimdi ona nasıl iyi gelebileceğini düşünebilmek, beğendiği bir şeyi hafızaya alıp hiç ummadığı bir günde eline tutuşturabilmek...
Dostluk bambaşka… Dost sevgisi bambaşka… Onlara ihtiyacımız var çünkü sadece kendi tükürüğümüz yetmiyor bazen yaralarımızı iyileştirmeye… Yaralarımızın iyileşmesi ya da daha iyi yaralar haline gelebilmesi için ihtiyacımız var dostlarımıza… Denizler kadar coşkun duygularımızı paylaşabilmek için ihtiyacımız var…
Bir çayın demi kadar içten dostluklarınız olması dileğiyle… Olan dostlarınıza da lütfen çok iyi bakın, onlara sahip çıkın.





