30 Kasım 2008 Pazar

Lütfen Okuyun!

Beni takip eden arkadaşlarımın bildiği gibi, "Alaaddinin Sinirli Ablası" adlı blogta da yazıyorum. Kendisini bu konuda çok başarılı bulduğum değerli blog yazarlarımızdan Alaaddin'in nam-ı diğer Zehirli Örümceğin kurduğu bu blogta, yine birbirinden başarılı ve kendi özel bloglarında da ayrı ayrı takip ettiğim 10 bayan blog yazarı arkadaşımla birlikte genelde günlük hayatta sinir olduğumuz, kendimizce doğru bulmadığımız olayları yazıyor ve eleştiriyoruz. Zaman zaman aldığımız bilgiler veya yaşadıklarımız dahilinde sosyal mesajlar veriyor, zaman zaman duygusal patlamalar yaşıyor ve siniri, stresi bir yana atarak şiirimsi yazılar paylaşıyor, zaman zamansa gündemdeki konuları tartışıyoruz.

Bu 10 bayan blog yazarı arkadaşımdan biri olan beenmaya'nın son gönderilerinden birine dikkat çekmek istediğim için bu yazıyı yazma gereği duydum. Son zamanlarda benim de birçok blogta, yazıların altındaki yorumlarda rastladığım ve geçenlerde -bundan bir önceki gönderimde- sonunda benim de başıma gelen bir olayı sevgili beenmaya o kadar güzel, o kadar net anlatmış ki tüm blog yazarı veya sadece okuyucu olarak aramızda bulunan arkadaşlarımızın kesinlikle okuması gereken bir yazı olduğunu düşünüyorum.

Özellikle, hayatımızdan sadece bir kesit içeren küçük bir yazıya hatta sadece bir-iki cümle veya sözcüğe dayanarak karakter analizi yapan, insanları yalancılıkla ve hatta çok komik hayal kurmakla suçlayan kişilerin alması gereken çok önemli mesajlar var bu yazının içinde...

beenmaya'yı öncelikle bu duyarlılığı ve sonra da böyle bir konuyu, "ancak bu kadar güzel anlatılabilir" denecek kadar yazıya dökebilmedeki başarısı için kutluyorum. Lütfen okuyun;
Burası Neresi? ve lütfen yazı ile ilgili yorumlarınızı oraya yapın.

Tanımadan tanımlamayacağımız ve anlamadan yargılamayacağımız, keyifli, huzurlu ve mutlu paylaşımlar diliyorum. Sevgilerimle... 

27 Kasım 2008 Perşembe

Birden Çıktı

Halbuki ayaklarım böyle soğuk olmayabilirdi, yüreğim böyle ıssız... Kendi karanlığımda kalmayabilirdim... Omuzlarımda sorumluluklarımın ağırlığı, canım böyle sıkılmayabilirdi, ne yapacağımı şaşırmayabilirdim. Sırtımda kocaman bir boşlukla uyumayabilirdim, sağıma döndüğümde kokunu duyabilirdim, sıcaklığına sığınabilirdim. Televizyon izlerken, canım birden evde olmayan bir şey çektiğinde bir on dakika içinde yiyebilirdim. Arda, geceleri korkuyla uyanıp ağladığında çıplak ayaklarımla deli gibi yataktan fırlamayabilirdim, her, "anneee!" diye seslendiklerinde yerimden kalkmayabilirdim.

Hafta sonları, yumurtama kadar soyulmuş hazır kahvaltı sofrasına uyanabilirdim, çocuklar hızlı hızlı yiyip kalktıktan sonra sofrada, sürekli içindeki kaşığıyla oynadığım bir fincan çayımla baş başa kalmayabilirdim, önümdeki ekmek kırıntılarını çatalımla bir yerde toplamaya çalışmak yerine gülerek bir şeyler anlatabilirdim, dinleyebilirdim, susup gözlerine bakabilirdim. Pişirdiğim, fırında kremalı patatesin ne kadar enfes olduğunu yemek bitene kadar duyabilirdim, kocaman bir öpücük alabilirdim. Bulaşık makinesine sığmayan tencereleri yıkamaya çalışırken, elimde köpükler, kollarımdan damlayan sularla kendimi kucağında, havalarda bulabilirdim, bu işe çok kızabilirdim.

Pazar sabahları yoğun bir sessizlik yerine Fransızca şarkılarla uyanabilirdim, öpücüklerle uyandırılabilirdim. Her akşam, "lütfen sigaranı balkonda iç!" kavgası yapabilirdim, dinlemediğinde, "çocuklar öksürmeye başladı!" diye bir yarım saat küsebilirdim. Üşüyen ayaklarımı, arasına sokmam için bacaklarını aralayarak, ne yapacağımı bir çocuğun meraklı bakışlarıyla beklerken daha fazla dayanamayıp kendimi yanına atabilirdim, barışabilirdim. Gecenin sessizliğinde duyduğum her gürültüye, yatağın içinde yarı yatar pozisyonda oturup dakikalarca kulak kabartmayabilirdim. Akşam haberlerindeki facialara tek başıma cık cık' lamayabilirdim, şehitlere tek başıma ağlamayabilirdim. Avrupa Yakası'ndaki Dilber halaya tek başıma gülmeyebilirdim, "uyy terledim ha!" deyip arkasından gelen o hareketi yaptığında seninle göz göze gelebilirdim. Yine dipçik gibisin deyip seni yatağa sürükleyebilirdim. :))

Ve bu saatte, bunları yazıyor olmayabilirdim...

Şayet yanımda olsaydın... 
:( 

24 Kasım 2008 Pazartesi

Meydan Okuyorum!

Merak ediyorum. Evet hem de çok merak ediyorum; Oyunus'ta, wordabula(scrabble) oynarken blog dünyasından birileriyle karşı karşıya gelip gelmediğimi... Godsyndrome'u saymazsak -çünkü onu zaten wordabulacı yaptım ve oradaki arkadaş listeme ekledim- arkadaşlar yok mu aranızda bu siteye üye olan? Bu arada benim oradaki nickim NooTropiC (akılda etki eden, akılda kalan demek =)) ChaotiC'i benden önce birisi kapmış, çok üzüldüm ama yapacak bir şey yoktu. Önceden alınmış bir nicki, öyle sonuna bir şeyler ekleyerek almayı da hiç sevmediğim için bu nicki tercih ettim. Neyse...

Meydan okuyorum. Var mı scrabble'da kendine güvenen?  ;) :D
       

23 Kasım 2008 Pazar

Lütfen İzleyin!

Polonya'da trafik kazalarını önlemek için başlatılan kampanya kapsamında tüm kanallarda aşağıdaki vtr gösteriliyormuş. İzlerken gözlerimden süzülen yaşlara engel olamadım. Bir anne, bir eş, bir sevgili, bir evlat, bir köpek... Çok sevdiğimiz... Bir gün, birden hayatımızdan çıkıyor. Bazen duygular kelimelerin önüne geçiyor. Sadece, "lütfen çok daha fazla dikkatli ve tedbirli olalım!" diyorum.

22 Kasım 2008 Cumartesi

Bir Başka

Son günlerde çok hızlı yaşıyorum. Resmen gün yetmiyor. Alışık olmadığım bir tempo olduğu için yoruluyorum tabii ama yorulmak ilk defa iyi geliyor. Özellikle geceleri, sağa-sola dönüşler yapmadan, karanlıktaki objelere çok fazla takılmadan, bembeyaz tavanımı gözlerimle kahverengiye boyamadan ve bilemiyorum bu kötü olabilir ama dualarımı tamamlayamadan hooop uykunun o hoş boşluğuna yuvarlanıveriyorum. Çok seviyorum bu cümleyi... Uykunun hoş boşluğuna yuvarlanmak... Ben buldummm. Şımarık da mı olmuşum ne? :p

Genelde eşim şehir dışındayken dilime dolanan, "uykum yok, yatağım soğuk küvet" şarkısını da dilimin ucuyla atıverdim ağzımdan... E elimin tersiyle atacak halim yoktu değil mi? Ayy, yok yok bu ben değilim. Tamamen bünyeme ters durumlar yaşıyor ve yazıyorum.

Aslında bu yoğun temponun içinde internet bağlantımda da bazı sorunlar oluştu. Modemimde tek bir sorun gözükmediği halde hiçbir sayfayı görüntüleyemedim. Sonunda dns ayarlarından hallettiğimi düşünüyorum çünkü akabinde google ana sayfası bütün ihtişamıyla gözümün önüne seriliverdi.

Şu an dışarda acayip bir fırtınayla birlikte sağanak yağmur var. Ve ben, (bilenler çok iyi bilir) bu tarz havalarda dinlemek üzere oluşturduğum çalma listemde başı çeken parçalardan biri olan Zombie'yi dinliyorum. İkinci sırada One More Cup Of Coffee var. Üçüncü sırada şu... falan diye devam etmeyeceğim korkmayın. :p Kocam İstanbul'larda, Bahariye Caddesi'nde alışveriş turları atarken (en son görüştüğümüzde bana parfüm seçiyordu =D), İkbal'de sucuk ekmekleri götürürken ki kesinlikle Saray Muhallebicisi'ne de girecektir, böyle fırtınalı bir havada, evde Zombie dinlemek kesmiyor. Bu yüzden birazdan konyaklı kahveye geçiş yapacağım. :))

Sağanak yüzünden pencereden içeri giren yağmur suları banyoda ufak çaplı bir göl oluşturduğu için ve Berkay da bunu her zaman yaptığı gibi yangın çıkmış gibi bağırarak haber verip beni paniklettiği için yazıma ara vermek durumunda kalmıştım ve aklımda yazmak istediğim o kadar çok şey vardı ki, hepsi uçup gitti. :(

Bu arada çok sevilen ve aranılan bir kişi olduğumu fark ediyorum son zamanlarda. Bu beni acayip mutlu ediyor. Özellikle önemli kişilerle sohbet ederken bana ismimle hitap etmeleri sevindiriyor beni. Çünkü bu, beni önemsediklerini ve unutmadıklarını gösteriyor ki genellikle çoğu etraflarındaki bir kaç kişi dışında hiç kimsenin ismini bilmezler ve unutmamak için de çaba göstermezler. İnsanlığımı ve görüşlerimin alınması, fikirlerime değer verilerek uygulamaya konulması, adımın hatırlanması gibi insanlığımdan doğan sonuçları seviyorum.

Yakında size süper bir Fransızca şarkı tanıtacağım. Mest olacaksınız. :)

Görüşmek üzere...
Bir Baska Ask by Sezen Aksu on Grooveshark


Dibine Not: 100. gönderim oldu bu yazı. :D

16 Kasım 2008 Pazar

İçini Döktüm; Çantamın... :)

Sevgili Hatice sobelemiş... Hep kendi içimizi dökecek değiliz ya, biraz da çantalarımızın içini dökelim. Meraklılar toplanın bakalım şöyle. :)) 

Evet bu, günlük kullandığım çantam. Üç erkekle dışarıya çıkmak zorunda kalınca, büyük olmasından dolayı genelde bu çantamı tercih ediyorum. Arda'nın oyuncaklarından tutun da, Berkay'ın oyun kartlarına, Erol Bey'in cüzdan, çakmak, sigara üçlüsüne kadar hepsini ben taşıyorum; fakat onların tüm malzemelerini temizleyerek sadece kendi şahsi eşyalarımı kadraja aldım ben... ;)


Eşimle nişanlıyken, Mavi Jeans'ten hediye olarak alıp getirdiği ve senelerin eskitemediği siyah cüzdanım. Hemen yanında yine hediye olarak aldığım bozuk para cüzdanım. Bana da hep cüzdan hediye etmişler. Ne hikmetse... :p Önünde pembe ruj kabım, yanında cüzdan şeklindeki çanta içi aynam. Kırmızı not defterim ve kalemi...

Ön sıralara geldiğimizde en başta günlük kullandığım deodorantım, yanında yazdan kalma bir adet Off Sprey. Küçük sprey ise, Aloe Vera'nın Emergency Sprey'i... Bu acil durum spreyini yanımdan hiç ayırmıyorum. Antiseptik özelliğe sahip bu ilkyardım spreyi, kanamaların durdurulmasından tutun da traşa bağlı cilt tahrişlerine, burkulma ve çarpmalara, yanıklara, böcek sokmalarına, açık yaralara kadar birçok şeye iyi geliyor. Ben daha çok çocukların düşme ve çarpma ihtimallerine karşı çantamdan hiç çıkartmıyorum. Bu şekilde çanta boyu olması da sevindirici çünkü normalde 500 ml. Spreyin altında bir adet selpak mendil ve üstünde araç tutmalarına karşı bulantı hapım var.

Yan tarafa doğru geldiğimizde fırçalı, pembe rujum, meyveli dudak parlatıcım, bu aralar rüzgarlı havalarda sık sık kullandığım Nivea dudak koruyucum, teyzemin hediyesi pembe inekli anahtarlığım, sürekli çantamda taşıdığım fakat "ya çocuklara bir şey olur da duyamazsam" diye dışarıda hiç dinleyemediğim ipod'um bulunmakta... Genelde eşimle gece uykuya dalana kadar dinliyoruz. Çok severek kullandığım hatta aşık olduğum LG Chocolate cep telefonum ve kılıfı...
Hepisi bu kadarcıkkk... :))

13 Kasım 2008 Perşembe

Kısa, kısa, kısa...

Uzun zamandır monoton bir hal alan günlük ev işlerini yapmaktan sıkılmıştım. Özellikle yemek yapmaktan... Her akşamüzeri mutfağa girip gözlerimi yaşartarak bana her şeye ağlama bahanesi sunan bir soğanı soymak, salçayla birlikte kavurup ardından sebzeleri ilave etmek gibi en basit yemekleri pişirmek bile özellikle iştahımın hiç olmadığı şu son günlerde zul gelmeye başlamıştı. Show Tv'de yayınlanan "Yemekteyiz" programı bana acayip bir motivasyon sağladı. Mantar soslu, kremalı tortelliniden tutun da beşamel soslu tavuğa, önce özel bir sosa yatırılıp sonra alüminyum folyoya sarılarak pişirilen levreğe, çikolatalı sufleye kadar hepsine aşerip kolları sıvayarak, heyecanla giriyorum şimdi mutfağa. Bana iştah şurubu falan değil bu program lazımmış. Tabii bir de her akşam sofradan ağzı kulaklarında kalkan ve "tatlımı çocuklar uyuduktan sonra alayım..." ;) diyerek bana göz kırpan bir Erol Bey var. :))

Katıldığım bir davette bir bayanla tanıştırılırken daha ben ismimi söylemeden o, "yoksa siz de Berkay'ın annesi misiniz?" diye sordu. Ben kafamı sallayıp soran gözlerle bakınca, "bir akşamımız geçmiyor ki oğlum sizden bahsetmesin, sizi bir anlatıyor, bir anlatıyor ki görür görmez, o kadın, bu kadın olmalı dedim" demez mi? Meğerse oğlumun futbol takımı arkadaşlarından olan bu sevimli çocuk bana aşık olmuş da her akşam benim balkona çıkıp, "çocuklar sofra hazır, hemen eve.." dememi beklermiş. Onlar deli gibi maç yaparken ben, bir yerlere gitmek üzere yanlarından geçerken arkamdan kokumu içine çekip, eve gidince annesine, " ah anne bir de mis gibi kokuyor ki" dermiş. Vah yavrum vah... Tabii bunları kalabalık bir grup içinde bir kadından duymam müthiş derecede utanmama ve kızarmama yol açarken aynı derecede de ruhum okşandı, gururlandım ve her kadın gibi havalara girdim. :)) İşin kötü yanı, eve dönüp akşam yemeğinde bu olayı anlattığım eşim ve oğlumun bana tavır yapmaları oldu. İkisinde de bir surat, bir surat... Sanki bütün mahallenin Fahriye Abla'sı olmuşum gibi 8 yaşındaki bir çocuktan kıskandılar beni...

Cumartesi sabah erkenden Gelibolu'ya düzenlenen bir geziye katıldık. Bir rehber eşliğinde yarımadadaki Türk Anıt ve Şehitliklerini gezdik. Ben daha önce görmüştüm fakat 10 Kasım öncesi hem anlamlı bir gezi olacağı düşüncesi hem de çocuklarımın özellikle Berkay'ın bir rehber tanıtımında tarihimizi görerek öğrenmesi açısından yeniden katılmak istedim. Atatürk'ün saatinin parçalandığı yerden tutun da, Gözetleme Yeri'ne, Conk Bayırı ve Anıtları'na, 57. Alay Piyade Şehitliği'ne, Yahya Çavuş Anıtı'na, Alçıtepe Şehitlikleri'ne, Onbaşı Seyit Anıtı'na, Meçhul Asker Mezarı'na kadar hemen her yeri gezdik. Havanın çok soğuk ve rüzgarlı olmasına rağmen müthiş güzel ve bir o kadar da buruk bir gezi oldu.
57. Alay Piyade Şehitliği ve Anıtı
 Conk Bayırı Atatürk Zafer Anıtı
 
Conk Bayırı
  
Seyit Onbaşı Anıtı
Şehitler Abidesi
Meçhul Asker Mezarı (Hemen arkasında da yaramaz Arda :)
57.Alay'ın Mücadele Ettiği Tepe
Gelibolu Orduevi-Berkay
  Ve orduevinde ısınıp karnı da doyduktan sonra keyfi yerine gelen Arda

Son günlerde bu tür değişikliklerden ve gribi yavaş yavaş atlatıyor olmamdan dolayı düzelen moralim, eşimin pazar gecesi iş için iki haftalığına İstanbul'a gidecek olmasını öğrenmemle gene yelkenleri suya indirmeme yol açtı.
Son zamanlarda rahatsızlığımdan ve fazla kafeinin cildi bozduğunu öğrendiğimden dolayı iki-üç günde bir sadece bir fincan kahve içip, Bob Dylan'dan da, "One More Cup Of Coffee"'yi dinliyorum. Sabahları bir fincan kahve yerine bu şarkıyla ayılmaya çalışıyorum. "Bir fincan kahve daha..." Özellikle yağmurlu ve kasvetli havalarda dinlenesi...

One More Cup of Coffee (Valley by Bob Dylan on Grooveshark

10 Kasım 2008 Pazartesi

Yankılar

1922'de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu'daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere'nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lloyd George, Parlamento'da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır: "Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemâl'in dehasına karşı elden ne gelirdi.
(D. Lloyd George, İngiltere Başbakanı, 1922)
Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir... Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir.
(Eleftherios Venizelos, Yunanistan Başbakanı, 1933)
"Bir insana ölümünden sonra bu derece sevgi ve yas gösterileri yapılması milletler tarihinde az görülen şeylerdendir."
(ATHİNAİKA, Atina, 12 Kasım 1938)
"Atatürk'ün Türkiye'de yaptığını hiçbir tarafta, hiçbir kimse yapmadı: Ne Cavour, ne Cromwel, ne de Washington... Atatürk'ün bulduğunu, hiç kimse bulmadı ve Atatürk'ün yaptığını da hiç kimse yapmadı. İlham ettiği kimselere ve kendi prensiplerine göre yarattığı yeni kuşak, O'nun eserine devam edecektir." (Tipos Gazetesi)
"İngiliz, Fransız ve İtalyanları Anadolu'dan uzaklaştırıp bizi de yenince, karşımızda sıradan bir adam bulunmadığını ve O'nun gerçek yaratıcı kudretini kavramaktan uzak kalmış olduğumuzu kabul ettik."
(Yorgi PESMAZOĞLU, Yunan Ekonomi Başkanı, 1938)
"Çok, pek çok devrimciler görüldü. Fakat hiçbiri Atatürk'ün cesaret ettiği ve muvaffak olduğu şeyi yapmadı."
(Messager D'Athenes, Yunanistan Gazetesi, 11 Kasım 1938)
"Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamının ismini hakedecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin zekâsı ve kudreti kendisini, yendiği alın yazısının önüne getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur."
(Yugoslavya, Politika Gazetesi, 11 Kasım 1938)
"Sakarya Savaşı, Sakarya Zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. O zamanlar, kendi kendime diyordum: "Acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemez miyim, onun ruhuna kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım?"" (Habib BURGİBA, Tunus Devlet Başkanı, 1965)
"Atatürk, tarihin her devresi için, insanlığın bir mucizesidir."
(Suriye)
"Atatürk'ün ölümü yalnız Türk Milleti için değil, onun örneğine çok muhtaç olan bütün Doğu milletleri için en büyük kayıptır."
(ELEYYAM Gazetesi, Şam- 1938)
"Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz seziş ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri değil, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı."
(F. Perrone Di San Martino, İtalyan Yazarı)

"Atatürk, dünya üzerinde yeni bir devir açmış bir insandır. Ben, O'nun Türk kadınlarına hak vererek ve bir ülkede anayı, yakışır olduğu yüceliğe eriştirerek Batı'ya ders verdiğini nasıl unuturum?" (Uluslararası Kadınlar Birliği Delegesi, Prenses Aleksandrina)
"Adı, Türk Milleti'nin millî kurtuluş savaşında ve Türkiye'nin siyasi alanda yeniden örgütlenmesine gayet sıkı bir surette bağlı olan Kemal Atatürk'ün ölümü gerek Türkiye için, gerekse bütün dostları için derinliği ölçülmez bir kayıptır. Türk Milleti'nin en samimi dostları arasında bulunan Sovyetler, zamanımızın bu örneksiz devlet adamının ölümünden dolayı derin bir acı içindedirler."
(İzvestia Gazetesi, Moskova, 1938)
"Atatürk, başı dumanlı doruklarda yüce bir dağ tepesidir. Siz O'na yaklaştıkça o yükselir ve aranızdaki mesafe sonsuza değin aynı kalır. Devirlerinde büyük gözüken, zamanla küçülen benzerlerinden farkı budur ve böyle kalacaktır." (Arriba Gazetesi, Portekiz, 1938)
"Atatürk'ün yaptıkları insanoğlunun kolay kolay yapabileceği şeylerden değildir. O; büsbütün başka bir insandı." (El-Mısri Gazetesi, Mısır, 11 K asım 1938)
"Milletimiz, en büyük Türk'ün karşısında kederli bir saygı ile eğilmektedir."
(Romanya)
"O'nun ölümü, dünya için de derinliği ölçülmez bir kayıptır."
(Sovyetler)

"Uzun bir yol aşılmış, yüce bir eser ortaya konmuş, bir çok zaferler elde edilmiştir. Bütün bunlar Atatürk'ün eseridir." (Polanya, Kurjer Warzavski Gazetesi)
"Kadınlar başka hiçbir ülkede bu kadar hızla ilerlememişlerdir. Bir ulusun bu derece değişmesi, tarihte, gerçekten eşi olmayan bir olaydır. (İngiliz, Daily Telgraph Gazetesi)"
"Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O'nun bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik." (İkbal, Pakistan Millî Şairi)
"Romanya'da Atatürk'ün ölüm haberi geldiği gün, bütün okullarda dersler tatil edildi."
(Romanya-Rador Ajansı: Bükreş)
"Türkler, Atatürk'ü olağanüstü bir tutkunlukla seviyorlar. Bursa'ya giderken trende rast geldiğim bir çocuğa İstanbul veya Ankara'dan hangisini sevdiğini sordum. Çocuk Ankara'yı sevdiğini söyledi. Nedenini sorduğumda: "Ankara'da Atatürk bulunduğu için.." cevabını verdi."
(Mısır, El Bela Gazetesi)
"Yüzyılımızda, "olmayacak hiçbir şey yoktur!" şeklindeki tarihi gerçeği ispatlayan ilk adam olmuştur."
(Eski Ujsag. Macar.)
Budapeşte, 20 (a,a) - Macar ajansı tebliğ ediyor:
"Başvekil İmredi, Atatürk'ün cenaze töreninin yapılacağı 21 Kasım Pazartesi gününü Macaristan'ın millî yas günü sayarak bütün memlekette resmi binalara siyah bayraklar çekilmesini emretmiştir. Harbiye Nazırı ve Budapeşte Belediye Reisi de, askeri binalar ve belediye binaları için aynı kararı almışlar ve Belediye Reisi ayrıca, halkı da siyah bayrak çekmeye dâvet etmiştir."
(Namzetti Ujsang Gazetesi, Budapeşte-1938)
"Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir."
(An Nahar, Beyrut)
"Yüzyıldanberi Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider."
(The Japan Chronicle, Kobe)
"Hayatının sonuna kadar milletinin mutlak güveni ile kurduğu devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir." (Comte Carlo Sforza, İtalya Eski Dışişleri Bakanı)
"Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimenin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi. Hayatını milletinin mutluluğuna adadı, bu uğurda genç yaşta hayata gözlerini kapadı.
(Elifba Gazetesi, Şam- 1938)

"Atatürk'ün ölümü ile dünya büyük bir liderini kaybetti."
(Gazeta Del Popolo Gazetesi, İtalya, 11 Kasım 1938)

Lozan Üniversitesi salonunda, Lozan Türk Talebe Cemiyeti'nin hazırladığı törende:
"Siz Türk gençleri, bugün Büyük Şef'inizi kaybettiğinizden dolayı ne kadar ağlasanız haklısınız. Üniversite, sizin bu büyük yasınıza katılmaktadır. Atatürk'ün bu Büyük Adam'ın hayatını burada az bir vakit içinde bildirmeye imkân yoktur. Bu dâhinin, vatanının tarihinde işgal ettiği parlak sayfaları size hatırlatmak isterim. Türkiye'yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam'ın başımı en derin hürmetle eğerek selâmlarım."
(Profesör MORRF)
O, Türkiye'yi kurmakla bütün dünya uluslarına
Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. Kemal Atatürk'ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi bir önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hind Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?" (Muhammet Ali Cinnah-Kaidiâzam, Pakistan Cumhurbaşkanı, 1954)

"Atatürk, bir medeniyet kaynağı idi."
(İsviçre)

"Modern Türkiye'nin yaratıcısı Kemal Atatürk'ün eserleri, memleketi için yaptıkları İsveç'te çok iyi bilinmektedir. Atatürk'ün liderliği altında Türkiye'nin kalkınmasını, fevkâlâde ileri hamlelerini hayranlıkla takip ettik. Atatürk'ün, hukuk alanında olduğu gibi, diğer alanlarda da getirdiği reformlarla Türkiye, içinde bulunduğu çok zor durumdan kurtarılıp kuvvetli ve güvenilir temeller üzerine yerleştirilmiştir. (ERLANDER, İsveç Başbakanı)

"Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur."
(Ben Gurion, İsrail Başbakanı, 1963)

"Atatürk, askeri dehâ ile devlet adamı filozof dehâsını toplamıştır."
(İspanya)

"İslam dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne sürenler, Atatürk'ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar."
(Tahran Gazetesi, İran, 1939)

"Atatürk'ün ölümü dolayısı ile Kraliyet Sarayı Şehinşâhi ve hükümet bir ay resmî yas ilân etmiştir. Majeste Şehinşah, gömme töreninin sonuna kadar İran'da askerî ve resmî binalar üzerinde ve yabancı ülkelerdeki İran temsilciliklerinde bayrakların yarıya indirilmesini emir buyurmuşlardır. Bu irade-i Şehinşahî bugün bütün gazetelerde ilân edilmiştir."
(Tahran)

"Bugün Türkiye, büyük ve yeni bir memlekettir. Ve savaş sonrasının dehşet, sefalet ve bitkinliğinden çıkmış olan bu yeni Türkiye, Atatürk'ün dimağında vücut bulmuştu. O, bu Türkiye'yi kendi elleriyle dünyaya getirdi."
(Dela Mail Gazetesi)

"Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. O'nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk." (Bayan Sucheta KRIPALANI, Hint Parlamento Heyeti Başkanı)

"Denilebilir ki onsuz, İslâm alemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecekti."
(Fransız, Berthe Georges-Gaulis)

"Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O'nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felâketinin içine sürüklemişlerdir."
(Fransız Gazetesi Sanerwin)

"Tarih çok büyükler gördü. İskenderler'i, Napolyon'ları, Washington'ları gördü. Fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı."
(L'Illustration, Fransa)

"Atatürk, yirminci yüzyılın en büyük mucizesidir."
(National Tidence Gazetesi, Danimarka, 11 Kasım 1938)

"Eğer tarih bir kalbe sahip olsaydı, Mustafa Kemal'i mutlaka kıskanırdı."
(Tchang Yang Yee Pan Gazetesi, Çin, 1958)

"Atatürk, bütün Asya kıtasının Ata'sıdır."
(Çin)

"Biz Çinliler, hepimiz bu yasa katılıyoruz. Zira büyük bir milletin, çok sevilen Büyük Ata'sının ölümü, yalnız Türkiye için değil, aynı zamanda bizim kıtamızda ve bütün dünyada büyük bir boşluk bırakmaktadır."
(Çin Basını)

"Hiç bir ülke, Atatürk'ün Türkiye'sinin gördüğü değişiklikleri bu kadar hızlı bir şekilde görmemiştir. Bugünün Türkiye'sinin tarihi Mustafa Kemal'in tarihidir."
(Dness Gazetesi, Bulgaristan, 11 Kasım 1938)

"Türkiye'nin uluslararası ünü, prestij ve otoritesi durmaksızın yükselmiştir. Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk'tür."
(Libre Belgique Gazetesi)

"Bir yenilginin uçurumuna düştüğü halde, ilkin neticesiz sanılan İstiklâl Mücadelesini yapan Türk Milleti, önünde saygıyla eğilmeden bu satırlara son veremez. Zafer neşesiyle kendinden geçmiş bir diplomasinin kararını "hayır!" diyerek yırtmak ve yüzlerine fırlatmak örneğini biz Almanlar, Türklere borçluyuz."
(Alman Askeri Dergisi Vissen Und Vehr)

"Benim üzüntüm iki türlüdür; önce böyle büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntüm ise, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkân kalmamış olmasıdır."
(Franklin ROOSEVELT, A.B.D. Başkanı)