Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2009 Pazartesi

Olmuyorsa Zorlamayacaksın!



Olsun istersin, üstelersin...
Olmayacak kaç şey varsa bir araya getirirsin...
Sonra olayın içinden kendini çıkartır, şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın…
Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Her şey…
Olmuyorsa olmuyordur...
Olmuyorsa zorlamayacaksın!

23 Kasım 2008 Pazar

Lütfen İzleyin!

Polonya'da trafik kazalarını önlemek için başlatılan kampanya kapsamında tüm kanallarda aşağıdaki vtr gösteriliyormuş. İzlerken gözlerimden süzülen yaşlara engel olamadım. Bir anne, bir eş, bir sevgili, bir evlat, bir köpek... Çok sevdiğimiz... Bir gün, birden hayatımızdan çıkıyor. Bazen duygular kelimelerin önüne geçiyor. Sadece, "lütfen çok daha fazla dikkatli ve tedbirli olalım!" diyorum.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Yankılar

1922'de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu'daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere'nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lloyd George, Parlamento'da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır: "Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemâl'in dehasına karşı elden ne gelirdi.
(D. Lloyd George, İngiltere Başbakanı, 1922)
Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir... Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir.
(Eleftherios Venizelos, Yunanistan Başbakanı, 1933)
"Bir insana ölümünden sonra bu derece sevgi ve yas gösterileri yapılması milletler tarihinde az görülen şeylerdendir."
(ATHİNAİKA, Atina, 12 Kasım 1938)
"Atatürk'ün Türkiye'de yaptığını hiçbir tarafta, hiçbir kimse yapmadı: Ne Cavour, ne Cromwel, ne de Washington... Atatürk'ün bulduğunu, hiç kimse bulmadı ve Atatürk'ün yaptığını da hiç kimse yapmadı. İlham ettiği kimselere ve kendi prensiplerine göre yarattığı yeni kuşak, O'nun eserine devam edecektir." (Tipos Gazetesi)
"İngiliz, Fransız ve İtalyanları Anadolu'dan uzaklaştırıp bizi de yenince, karşımızda sıradan bir adam bulunmadığını ve O'nun gerçek yaratıcı kudretini kavramaktan uzak kalmış olduğumuzu kabul ettik."
(Yorgi PESMAZOĞLU, Yunan Ekonomi Başkanı, 1938)
"Çok, pek çok devrimciler görüldü. Fakat hiçbiri Atatürk'ün cesaret ettiği ve muvaffak olduğu şeyi yapmadı."
(Messager D'Athenes, Yunanistan Gazetesi, 11 Kasım 1938)
"Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamının ismini hakedecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin zekâsı ve kudreti kendisini, yendiği alın yazısının önüne getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur."
(Yugoslavya, Politika Gazetesi, 11 Kasım 1938)
"Sakarya Savaşı, Sakarya Zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. O zamanlar, kendi kendime diyordum: "Acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemez miyim, onun ruhuna kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım?"" (Habib BURGİBA, Tunus Devlet Başkanı, 1965)
"Atatürk, tarihin her devresi için, insanlığın bir mucizesidir."
(Suriye)
"Atatürk'ün ölümü yalnız Türk Milleti için değil, onun örneğine çok muhtaç olan bütün Doğu milletleri için en büyük kayıptır."
(ELEYYAM Gazetesi, Şam- 1938)
"Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz seziş ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri değil, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı."
(F. Perrone Di San Martino, İtalyan Yazarı)

"Atatürk, dünya üzerinde yeni bir devir açmış bir insandır. Ben, O'nun Türk kadınlarına hak vererek ve bir ülkede anayı, yakışır olduğu yüceliğe eriştirerek Batı'ya ders verdiğini nasıl unuturum?" (Uluslararası Kadınlar Birliği Delegesi, Prenses Aleksandrina)
"Adı, Türk Milleti'nin millî kurtuluş savaşında ve Türkiye'nin siyasi alanda yeniden örgütlenmesine gayet sıkı bir surette bağlı olan Kemal Atatürk'ün ölümü gerek Türkiye için, gerekse bütün dostları için derinliği ölçülmez bir kayıptır. Türk Milleti'nin en samimi dostları arasında bulunan Sovyetler, zamanımızın bu örneksiz devlet adamının ölümünden dolayı derin bir acı içindedirler."
(İzvestia Gazetesi, Moskova, 1938)
"Atatürk, başı dumanlı doruklarda yüce bir dağ tepesidir. Siz O'na yaklaştıkça o yükselir ve aranızdaki mesafe sonsuza değin aynı kalır. Devirlerinde büyük gözüken, zamanla küçülen benzerlerinden farkı budur ve böyle kalacaktır." (Arriba Gazetesi, Portekiz, 1938)
"Atatürk'ün yaptıkları insanoğlunun kolay kolay yapabileceği şeylerden değildir. O; büsbütün başka bir insandı." (El-Mısri Gazetesi, Mısır, 11 K asım 1938)
"Milletimiz, en büyük Türk'ün karşısında kederli bir saygı ile eğilmektedir."
(Romanya)
"O'nun ölümü, dünya için de derinliği ölçülmez bir kayıptır."
(Sovyetler)

"Uzun bir yol aşılmış, yüce bir eser ortaya konmuş, bir çok zaferler elde edilmiştir. Bütün bunlar Atatürk'ün eseridir." (Polanya, Kurjer Warzavski Gazetesi)
"Kadınlar başka hiçbir ülkede bu kadar hızla ilerlememişlerdir. Bir ulusun bu derece değişmesi, tarihte, gerçekten eşi olmayan bir olaydır. (İngiliz, Daily Telgraph Gazetesi)"
"Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O'nun bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik." (İkbal, Pakistan Millî Şairi)
"Romanya'da Atatürk'ün ölüm haberi geldiği gün, bütün okullarda dersler tatil edildi."
(Romanya-Rador Ajansı: Bükreş)
"Türkler, Atatürk'ü olağanüstü bir tutkunlukla seviyorlar. Bursa'ya giderken trende rast geldiğim bir çocuğa İstanbul veya Ankara'dan hangisini sevdiğini sordum. Çocuk Ankara'yı sevdiğini söyledi. Nedenini sorduğumda: "Ankara'da Atatürk bulunduğu için.." cevabını verdi."
(Mısır, El Bela Gazetesi)
"Yüzyılımızda, "olmayacak hiçbir şey yoktur!" şeklindeki tarihi gerçeği ispatlayan ilk adam olmuştur."
(Eski Ujsag. Macar.)
Budapeşte, 20 (a,a) - Macar ajansı tebliğ ediyor:
"Başvekil İmredi, Atatürk'ün cenaze töreninin yapılacağı 21 Kasım Pazartesi gününü Macaristan'ın millî yas günü sayarak bütün memlekette resmi binalara siyah bayraklar çekilmesini emretmiştir. Harbiye Nazırı ve Budapeşte Belediye Reisi de, askeri binalar ve belediye binaları için aynı kararı almışlar ve Belediye Reisi ayrıca, halkı da siyah bayrak çekmeye dâvet etmiştir."
(Namzetti Ujsang Gazetesi, Budapeşte-1938)
"Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir."
(An Nahar, Beyrut)
"Yüzyıldanberi Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider."
(The Japan Chronicle, Kobe)
"Hayatının sonuna kadar milletinin mutlak güveni ile kurduğu devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir." (Comte Carlo Sforza, İtalya Eski Dışişleri Bakanı)
"Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimenin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi. Hayatını milletinin mutluluğuna adadı, bu uğurda genç yaşta hayata gözlerini kapadı.
(Elifba Gazetesi, Şam- 1938)

"Atatürk'ün ölümü ile dünya büyük bir liderini kaybetti."
(Gazeta Del Popolo Gazetesi, İtalya, 11 Kasım 1938)

Lozan Üniversitesi salonunda, Lozan Türk Talebe Cemiyeti'nin hazırladığı törende:
"Siz Türk gençleri, bugün Büyük Şef'inizi kaybettiğinizden dolayı ne kadar ağlasanız haklısınız. Üniversite, sizin bu büyük yasınıza katılmaktadır. Atatürk'ün bu Büyük Adam'ın hayatını burada az bir vakit içinde bildirmeye imkân yoktur. Bu dâhinin, vatanının tarihinde işgal ettiği parlak sayfaları size hatırlatmak isterim. Türkiye'yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam'ın başımı en derin hürmetle eğerek selâmlarım."
(Profesör MORRF)
O, Türkiye'yi kurmakla bütün dünya uluslarına
Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. Kemal Atatürk'ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi bir önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hind Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?" (Muhammet Ali Cinnah-Kaidiâzam, Pakistan Cumhurbaşkanı, 1954)

"Atatürk, bir medeniyet kaynağı idi."
(İsviçre)

"Modern Türkiye'nin yaratıcısı Kemal Atatürk'ün eserleri, memleketi için yaptıkları İsveç'te çok iyi bilinmektedir. Atatürk'ün liderliği altında Türkiye'nin kalkınmasını, fevkâlâde ileri hamlelerini hayranlıkla takip ettik. Atatürk'ün, hukuk alanında olduğu gibi, diğer alanlarda da getirdiği reformlarla Türkiye, içinde bulunduğu çok zor durumdan kurtarılıp kuvvetli ve güvenilir temeller üzerine yerleştirilmiştir. (ERLANDER, İsveç Başbakanı)

"Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur."
(Ben Gurion, İsrail Başbakanı, 1963)

"Atatürk, askeri dehâ ile devlet adamı filozof dehâsını toplamıştır."
(İspanya)

"İslam dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne sürenler, Atatürk'ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar."
(Tahran Gazetesi, İran, 1939)

"Atatürk'ün ölümü dolayısı ile Kraliyet Sarayı Şehinşâhi ve hükümet bir ay resmî yas ilân etmiştir. Majeste Şehinşah, gömme töreninin sonuna kadar İran'da askerî ve resmî binalar üzerinde ve yabancı ülkelerdeki İran temsilciliklerinde bayrakların yarıya indirilmesini emir buyurmuşlardır. Bu irade-i Şehinşahî bugün bütün gazetelerde ilân edilmiştir."
(Tahran)

"Bugün Türkiye, büyük ve yeni bir memlekettir. Ve savaş sonrasının dehşet, sefalet ve bitkinliğinden çıkmış olan bu yeni Türkiye, Atatürk'ün dimağında vücut bulmuştu. O, bu Türkiye'yi kendi elleriyle dünyaya getirdi."
(Dela Mail Gazetesi)

"Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. O'nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk." (Bayan Sucheta KRIPALANI, Hint Parlamento Heyeti Başkanı)

"Denilebilir ki onsuz, İslâm alemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecekti."
(Fransız, Berthe Georges-Gaulis)

"Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O'nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felâketinin içine sürüklemişlerdir."
(Fransız Gazetesi Sanerwin)

"Tarih çok büyükler gördü. İskenderler'i, Napolyon'ları, Washington'ları gördü. Fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı."
(L'Illustration, Fransa)

"Atatürk, yirminci yüzyılın en büyük mucizesidir."
(National Tidence Gazetesi, Danimarka, 11 Kasım 1938)

"Eğer tarih bir kalbe sahip olsaydı, Mustafa Kemal'i mutlaka kıskanırdı."
(Tchang Yang Yee Pan Gazetesi, Çin, 1958)

"Atatürk, bütün Asya kıtasının Ata'sıdır."
(Çin)

"Biz Çinliler, hepimiz bu yasa katılıyoruz. Zira büyük bir milletin, çok sevilen Büyük Ata'sının ölümü, yalnız Türkiye için değil, aynı zamanda bizim kıtamızda ve bütün dünyada büyük bir boşluk bırakmaktadır."
(Çin Basını)

"Hiç bir ülke, Atatürk'ün Türkiye'sinin gördüğü değişiklikleri bu kadar hızlı bir şekilde görmemiştir. Bugünün Türkiye'sinin tarihi Mustafa Kemal'in tarihidir."
(Dness Gazetesi, Bulgaristan, 11 Kasım 1938)

"Türkiye'nin uluslararası ünü, prestij ve otoritesi durmaksızın yükselmiştir. Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk'tür."
(Libre Belgique Gazetesi)

"Bir yenilginin uçurumuna düştüğü halde, ilkin neticesiz sanılan İstiklâl Mücadelesini yapan Türk Milleti, önünde saygıyla eğilmeden bu satırlara son veremez. Zafer neşesiyle kendinden geçmiş bir diplomasinin kararını "hayır!" diyerek yırtmak ve yüzlerine fırlatmak örneğini biz Almanlar, Türklere borçluyuz."
(Alman Askeri Dergisi Vissen Und Vehr)

"Benim üzüntüm iki türlüdür; önce böyle büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi üzgünüm. İkinci üzüntüm ise, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkân kalmamış olmasıdır."
(Franklin ROOSEVELT, A.B.D. Başkanı)

29 Ekim 2008 Çarşamba

Kadın Devrimi Cumhuriyet'le Başladı

Türkiye'de gerçek anlamda kadın devrimi 1923'le başlar. Mustafa Kemal öncülüğünde başlayan kadın devrimi Cumhuriyet'in ilanıyla öncelikle eğitim, öğretim ve meslek sahibi olma üzerinde kendini göstermiştir.

Kadın haklarının temelini oluşturan en önemli düzenleme ise Medeni Kanunla getirilen yasal düzenlemelerdir. 1926 tarihli bu kanun ile çok eşlilik ortadan kaldırılmış ve her alanda kadın-erkek eşitliği sağlanmıştır. Ayrıca resmi nikah zorunluluğu getirilmiştir. Böylelikle evlilikler devlet güvencesine alınmıştır. Bunların yanı sıra kadına da boşanma hakkı, velayet hakkı ve eşit miras hakkı tanınmıştır. Yani kadınlar yasal olarak özgürleştirilmişlerdir.

Kadınlara toplumsal yaşamda tanınan özgürlüklerin yanı sıra siyasal yaşama da katılma hakkı verilmiştir. Kadına Seçme ve Seçilme hakkı tanınmıştır. 3 Nisan 1930'da Belediyelere seçme ve seçilme olanağına kavuşmuş, 1934 yılı Aralık ayında ise Büyük Millet Meclisine üye olma ve genel seçimlere katılma hakkını elde etmiştir. Böylelikle Türk kadını, Atatürk sayesinde bir çok Batı ülkesinden daha önce siyasal yaşama katılma hakkını elde etmiştir. 1935 Genel Seçimleri'nde ilk kadın milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclis'inde erkeklerle birlikte yerlerini almışlardır. Atatürk bu kararı şöyle değerlendirmiştir; "Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki medeni mevkiini salahiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasi hayatla, Belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin birçoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu salahiyet ve liyakatle kullanacaktır."

Ulu önder Atatürk 30.08.1925 tarihli konuşmasında kadınların toplumsal açıdan ne denli önemli varlıklar olduğunu şu sözleriyle bir kez daha vurgulamıştır: "Bir toplum, bir ulus erkek ve kadın denilen iki tür insandan birleşmiştir. Olanaklı mıdır ki, bir yığının bir parçasını ilerletelim, ötekine göz yumalım da yığının tümü ilerlemiş olabilsin? Olanaklı mıdır ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça öteki yarısı göklere uçabilsin? Kuşku yok ilerleme adımları iki türce birlikte, arkadaşça atılmak ve ilerleme ile yenileşme alanında beraber aşamada bulunmaları gerekir." Yani Atatürk Türk toplumunun kalkınmasının her iki cinsin, kadınla erkeğin, bir arada kalkınmasıyla olası olduğunu kavramış ve gerçekleştirdiği tüm devrimleri bu doğrultuda hazırlamıştır.

Eğitim alanında da kadının erkekle eşit olması gerektiği vurgulanmıştır. Kadına eğitim özgürlüğü sağlanmıştır. Kız çocuklarının okula gönderilmemesi gerektiği düşüncesi ortadan kaldırılmıştır.

1934 yılında yayın yaşamına başlayan Cumhuriyet Kadını Dergisi'nin ilk sayısında yer alan tanıtım yazısı Cumhuriyet dönemi kadınının niteliklerini de iyi bir biçimde özetlemektedir: Cumhuriyet devrinde yaşayan kadın bir cepheli kadın değildir. Bütün manası ile iş hayatında olduğu kadar eğlenceli cemiyet hayatında da kendisini gösteren kadındır. Fikir kadını olduğu kadar süs kadınıdır. Cumhuriyet kadını fikir mücadelelerine, edebiyat hareketlerine, spora ve aynı zamanda ev kadınlığına, anneliğine ve zevceliğine merbut mükemmel kadındır.
Bu tanımlamadan da anlaşılabileceği gibi Cumhuriyet kadını, özel yaşamında olduğu kadar toplumsal yaşamda da başarılı, kendi iç dünyası ile olduğu kadar dış dünya ile de barışık kadındır.

Cumhuriyet döneminde kadına her türlü hak ve özgürlük tanınmış olmasına karşın bugün halen kadınlarımız ezilmekte ve savaşım vermek zorunda kalmaktadırlar. Prof. Dr. Bahri Savcı'ya göre bunun nedeni çok açıktır: "Türkiye, hala, din sömürücülüğünün, sosyo-politik ve kültürel eskil (arkaik) dogmalarının baskısı altındadır; düşünmek, düşüncelerini demokratik yollarla eyleme geçirmek için, bu yeryüzünün bütün sorunlarını, us bilim, bilimsel mantık ölçütleriyle gözden geçirmek-eleştirmek-eyleme vurmak algısından yoksunluk içindedir."

Günümüz toplumunda kadınlar hem iş yaşamında, hem aile yaşamında savaşım vermek zorunda kalmaktadır. Bu durum yalnızca ülkemize özgü bir durum değildir. Ancak ülkemizde eğitim düzeyinin tüm çabalara karşın son derece düşük olması, kadınların erkek egemen düşünceyi benimsemelerini kolaylaştırmaktadır. Türk kültürü, erkek egemenliğini meşrulaştıran, ataerkil değerleri yücelten ve kadınları kendi yerlerinde tutan cinsel işbölümünü sorgulamasız benimseyen bir kültürdür ve kolayca tahmin edilebileceği gibi kadınların yeri, kadınların kendileri tarafından belirlenmiş değildir. Ülkemizde kadınlar gelenek, görenek ve dinin baskısıyla, eğitimsizlik nedeniyle erkek egemen toplumun belirlediği sınırlar içerisinde yaşamaktadır. Evleninceye kadar babasının, evlendikten sonra kocasının egemenliği altında yaşayan kadın, kendi kararlarını almaktan yoksun bırakılmaktadır. Günümüzde Türk kadını yasal olarak bir çok hak ve özgürlüğe kavuşmuş bulunmaktadır. Ancak gerçekleştirilmesi gereken en önemli kadın hareketi, bu hak ve özgürlüklerin toplumda yaygınlaştırılmasını sağlamaktır. Gerek kadınların, gerek erkeklerin bu hak ve özgürlüklerden yararlanabilecekleri bir bilinç düzeyine ulaşacakları bir ortam yaratmaktır.
CUMHURİYET BAYRAMI'MIZ KUTLU OLSUN!

Dibine Not: Yrd.Doç.Dr Aslı Yapar Gönenç'in, "4.Boyut-Cumhuriyet 80.Yıl Özel Sayısı"ndaki yazısından alıntıdır.

13 Eylül 2008 Cumartesi

Baba - Oğul (Bir Cumartesi Duygusalı)

Oğlu babasına sorar:
-Babacığım benimle maraton koşmaya var mısın?
Kalp sorunları olmasına karşın baba, yine de:
-Evet, varım!
diye yanıtlar. Ve bir maratonu birlikte koşarlar. Baba-oğul daha birçok maratona birlikte katılırlar. Baba her seferinde oğlunun yeni bir yarış talebini kabul eder. Oğlu, yine bir gün babasına:
-Baba, birlikte bir Ironman'a (Triathlon) var mısın benimle?
diye sorunca baba bu kez de kabul eder. Bilmeyenlere anımsatalım ki; Ironman, dünyanın en zor triathlon yarışıdır ve üç dayanıklılık sınavından oluşur:
  1. Denizde 3.86 km.lik yüzme

  2. 180.2 km.lik bisiklet maratonu

  3. 42.195 km.lik maraton   
Baba-oğul bu zor yarışı da birlikte tamamlarlar. Nasıl mı? Lütfen izleyin:

27 Haziran 2008 Cuma

Asker Çocuğu Olmak

 - Memleketlerinin olmaması demektir. (Nüfus cüzdanında yazar, "kütük orada..." demekle yetinirler.)

- Doğum yerleri onlar için hiçbir şey ifade etmez. (Tesadüfen o şehirden geçerken kendilerine, "Bak oğlum/kızım sen şu hastanede doğdun" denilir.)


- Ailedeki tüm bireylerin doğum yerlerinin farklı olması demektir.

- Ailedeki herkesin asker gibi yaşaması demektir. (Zira yapacağımız bir hata X şunu yapmış şeklinde değil Y Albayın oğlu/kızı/eşi şunu yapmış şeklinde konuşulacaktır.)

- Her gittikleri şehirde bir önceki şehirle anılmalarıdır. (İzmir'deyken Mardin'li çocuk, İskenderun'dayken İzmir'li çocuk v.b.)

- Okul değiştirme rekorları kırmaları demektir. (Üniversiteye giden 11 yıllık eğitim sürecinde 7 ayrı okulda okumak gibi.)

- Tayin olunan şehirde yeni dostluklar, aşklar kazanıp sonra onları kayıtsız şartsız terk etmeleri ve gittikleri yerde bunları sıfırdan yapabilmek için yırtınmaları demektir. (ki muhtemelen bunu başarıp, "oh ne güzel ortamımı kurdum!" dediklerinde, yeni bir tayin emri babalarının eline ulaşmıştır.)

- Almanya'dan Mardin'e tayin olmak ve orada New York'dan Mardin'e tayin olmuş bir askerin oğluyla/kızıyla arkadaş olmaları demektir.

- Okulun ilk günlerinden nefret etmeleri demektir. (Herkes birbirini tanımaktadır... Onlarsa, "benim gibi yeni biri var mı?" diye bakınıp ilk irtibatı onunla kurmaya çabalarlar. Muhtemelen isimleri sınıf listesine yazılmamıştır. En alta kalemle kendileri eklerler. Numaralarını da bilmiyorlardır. İlk bir hafta böyle misafir sanatçı gibi okula gidip gelirler.)

- Babaları emekli olana kadar evlerinin onlara ait olmaması, oturacakları evi seçememeleri, poster yapıştırırken bile Demirbaşa zarar vermeyelim kaygısı taşımaları demektir.

- Yaşıtları disko ve barlarda günlerini gün ederken onların Doğunun bilmem hangi şehrinde terör korkusuyla yaşamalarıdır.

- Vatan sevgisini kitaplardan okuyarak değil, bizzat yaşayarak öğrenmeleridir.


Tüm bunlara rağmen dışarıdan bakan gözler;

- Onların kamplarda nasıl eğlendiğini,


- Orduevlerinde nasıl ucuza kola içtiğini,

- Lojmanların devlete yük olduğunu,


- Askeri araçlardan bedava istifade ettiklerini,


- Babalarının maaşının ne kadar yüksek olduğunu (!),

- Askerlik zamanları geldiğinde babalarının onlara torpil yapacağını konuşurlar.

Binlerce kez açıklamış olmamıza rağmen, her şeye rağmen bizim tek yaşadığımız babamızın mesleğiyle gurur duymak ve mesai aracı lojmana girdiğinde, tek tip elbiseli insanlar arasından babamızı bulup, koşarak boynuna sarılmaktır.

Bu duyguları anlayan ve paylaşan herkese sevgiler, saygılar...