Sevdiğim Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevdiğim Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2009 Perşembe

Kıskandığım Kadın


Hiç kimseyi kıskanmadım şu Ayten'i kıskandığım kadar...

Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
Oh ne iyi
Ayten'li içkiler içip
Sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum, şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadeh de sizinle içeriz, Ayten'li iki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi
Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi
Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört, elde var Ayten
Bundan böyle dünyada
Aşkın adı Ayten olsun

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

14 Mayıs 2009 Perşembe

DOĞUM GÜNÜ TELGRAFI



Sen iyi ki doğdun
Ben iyi ki yaşıyorum
Ne güzel şey
Seni hala seviyorum


AZİZ NESİN

6 Kasım 2008 Perşembe

Hayal Kahraman

Sonunda yabancı oldun

Bilemediğim, anlayamadığım rüyalarım oldun

Yabancılaştığım hayallerim oldun

Ben kokunu alamadığımda kör,

Yüzüne doyamadığımda sağır,

Sesini duyamadığımda biraz kor biraz da gazi oldum...

''Ben yalancı değilim, gerçekten seni sevdim!'' diye haykırdığında affeden,

''Özledim!'' dediğinde dindiren,

''Korkuyorum!'' dediğinde güçlü olan kadının ben oldum...

Sen Karagöz-Hacivat, sen Tommix-Teksas,

Sen Red Kit, sen Guliver,

Sen hayal kahramanlar oldun...
Nilüfer Bıyıklı 

22 Ekim 2008 Çarşamba

Çekmece

Büyüklerle ben yapamıyorum
çocuklar da almıyor beni oyunlarına
devlet dairesinde
yangından kurtarılmayacak
sıkışmış bir çekmece gibiyim
açılamıyorum sana

Kardeşiyle sokaklarda hep
bir örnek giydirilen sen
nasıl sevmezsin eşitliği
yürürken düşen çoraplarını
aynı hizaya getirmek için
annen değil miydi önünde diz çöken

Öpüşme sahnesinin tam ortasında
içeri girdiğin yazlık sinemanın
yer göstericisiyim
yürüyorsun fenerimin ışığında
yer: Kız Kulesi
ve sonu ayrılıkla bitecek
hüzünlü bir aşk filmini oynuyor
beyaz duvarında

Bir kez olsun çıkmazken ağzından
seni sevdiğimi
her gün söylememi yadırgama
bil ki bu şehirde
iskelenin verilmesini
beklemeden atlarım vapurlara

Son karesi gibi Red Kit'in
batan güneşe doğru
sürerken atımı
gitme kal demeni bekliyorum
ama yalnızca
rüzgar çekiştiriyor atkımı 

SUNAY AKIN

27 Mayıs 2008 Salı

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor

O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.

CAN YÜCEL

6 Nisan 2008 Pazar

Yalnızlık

Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
Ne tuhaf, vaktim olmazdı
Yalnızlığı bunca bilirken
Kendimi hiç yalnız sanmazdım
Çevremde hep birileri vardı,
Ben hep birilerinin yanındaydım
Günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı
Aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla
Kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat
Bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı
Bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza
Bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları
Sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık
Elde olmayan nedenle
Sudaki halkalar gibi genişleyen
Küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara
Vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar
Birbirimizi çok sevdik hep
Yıllarla azala azala

Şimdi ne zaman yalnız kaldığımı düşünsem,
Yalnız olmadığımı kanıtlamak istiyorum kendime
Eskiden iki albüme sığdırdığım hayatım,
Şimdi sığmıyor eskiyenlerle çoğalmış fotoğraflara
Telefonun başına geçiyorum
Alt alta dizilmiş onca ad arasında seken ömür parçası
Gün ölüyor meşgul numaralarla
Şimdi ne zaman yalnız olduğumu düşünsem,
Şimdi ne kadar yalnız...
Yalnız olduğumu anlamam için beni hiç yalnız bırakmadınız.

Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
Her zaman yalnızdım, bunu biliyorum
Büyücü ellerimin kara sanatı yazı
En çok ben onardım dostlukları, en çok benim elim dikiş tuttu
Bağışlamasız sanarken kendimi
En çok ben unuttum kalbimin benden sakladıklarını
Tığla içeri çektim takılmış kazakların ipini
Denenmemiş başlangıçları göze aldım,
Hafifletilmiş hasarları, görmezden gelinen enkazı
Mutfağı beklemek hep bana kaldı
Bir şiirden, bir romandan, bir filmden çıkıp
Her seferinde aydınlık bir inat gibi yeniden karıştım hayata
Hiç el değmemiş gibi yeniden konuk geldim
Odalarınıza, ruhlarınıza
buraya...

Eski aşklarım neredesiniz? Hepinizi çok özledim.
Şimdi birdenbire bir köşeden çıkıp bana,
Yalnızca, Merhaba deseniz,
O zamanlar hiç mutlu etmediğiniz kadar mutlu edersiniz,
Bir zamanlar bütün ağladıklarımı geri verebilirim size
Sağ olun demek isterim, sağ olun, sağ olun
sanki beni yeniden sevdiniz
Ama biliyorum, pis bir yağmur başlıyor, şemsiyem yok yanımda,
Yağmurda yürümekten nefret ederken, yürümekte ısrarlıyım gene de
İsterseniz, kederdeki bütünlük diyelim buna
Ne kadar ıslansam, o kadar çıkacağım sanki
Bir zamanlar çok daha bütün olduğumu sandığım
O yıkanmış zamanlara...

Yeni değil keşfine gençlik verilmiş gerçekler
Her zaman yalnızdım
Kitaplar kadar yalnız
Yalnızca yalnızlığımdan gürültücü bir kalabalık yaptım
Herkes için farklı aldanışlar, kurtarılmış hayatlar yok pahasına

Her zaman yalnızdım
Yanardağlar kadar yalnız
Ey kafiye sevenler,
Şimdi beni gökyüzünde bir yıldız sananlar, yanıldınız!

Nankörlük etmeyeyim gene de,
Yalnızlığımı daha az hissettiğim anlarım oldu yalnız

Evimde hep aynı anda çalar telefonla kapı
Gene öyle oluyor; hiç yalnız bırakmazlar beni
Yalnızlık bilgisiyle çatılmış arkadaşlıkların korunaklı gölgesinde
Yalnızlık için çalar telefonlar, kapılar
İstersen bana uğra, ya da, Akşama buluşalım,
Ölmeden yapacak çok

iş var


MURATHAN MUNGAN

23 Mart 2008 Pazar

Ne Kalacak Bizden Geriye ( Bir Soru )

Pablo Picasso

Akşamüstü oturdum yol kıyısına
Düşündüm
Ne kalacak bizden geriye
Balkan yaylasından ve bozkırlardan
Kafdağlarına giden şu bulut
Sonsuz mevsimlerle esmerleşen
Şu toprak ve derin çınar ağacı
Biz yokken de vardı

Çocukların şu gülen sarı feneri
Ayışığı
Ve ıssız balkonlarda
Kırmızı biberlerle üzgün yaşlıları
Aynı mandalda kurutan güneş
Çayırda gölgeler bırakacak
Dalgın yeryüzünde çekilirken

Kalabalık çarşılara tortusu
Çökecek
Tüccarın kanpazarından
Mezarlığa taşıdığı paranın
Değirmeni döndüren ter ırmağı
Kuruyunca ardında tuz kalacak
Ve bir anı öfkeli işçilerden

Sinirli kediler bir tekir şerit
Olacak
Ve bir çöl esintisi
Dörtnala kaybolan arap atları
Bir çavdar haritası çizecek
Bozkırı terkeden tarla faresi
Kuş tüyleri gökyüzünün camını
Buzlu yazılarla donatacak

Herşey değişiyor ama ne yapsak
Duracak
Tarihin uzun duvarı
Taşlara kırmızı izler bırakan
Ve aynı kıyıdan yürüyen köle
Silecek kralların adını
Gene de karanlık dağ başlarında
Yarın bir kin gibi hatırlanacak
Kanlı soy ağacının dalları

Kiraz ve kamıştan kavalımızın
Sesleri
Dağılıyor havada
Bir kuyu ağzından geçiyor gibi
Rüzgarı mor fistanlı zamanın
Bu güzel şarkı da unutulacak
Kıyımlar acılar kanlar içinde
Savrulurken yaşadığımız günler
Bu soruyu mutlaka soracaksın

Ne kaldı ne kaldı bizden geriye?

ONAT KUTLAR

Kadınlar

SALVADOR DALI-Bathers Of Llane

Dünya' da birbirinden çok farklı kadınlar vardır ;
Sevginin gücüyle yaşayanlar
,
Merhamet duygusuyla Dünya' yı güzelleştirenler,
Güzel sesleriyle rüyalarda yaşatanlar,
Yazılarıyla kağıtlara hayat verenler
,
İlgi odağı iyi kalpli prensesler,
Olağanüstü kadınlar
, yetenekli kadınlar
Savaşçı kadınlar,
Bizleri güldürüp, yokluklarında ağlatanlar
...
 

Dünya' da hiç tanınmamış kadınlar da vardır;
Herşeyleri ellerinden alınıp, hatıralarından koparılanlar
,
Kendilerini her gün yeni bir savaşın içinde bulanlar,

Haksızlıklar karşısında acı çekenler
,
Anlatılamayacak acıları yaşayan kadınlar
...
 

Tüm yokluklara rağmen çocuklarının yanında gülümseyen analar,
Katı kurallara boyun eğmek zorunda kalanlar,
Kaderinin ne olacağını bilmeyenler,
Yaşamının her günü yüzüne yazılmış kadınlar,

Hepsi çok özel kadınlar,
Hepsi yıldızlardan güzel kadınlar...
Çünkü onlar tüm güçleriyle Dünya ' yı
güzelleştirmeye çalışan
kocaman kalpli melekler
...
 

Tüm güzel bayanlar;
Annelerimiz, kızkardeşlerimiz, dostlarımız, arkadaşlarımız
Dünya' mızı güzelleştirdiğiniz için
sonsuz teşekkürler...
 

Kimi der ki kadın;
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir
.
Kimi der ki kadın;
Yeşil harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki;
Ayalımdır
, boynumda taşıdığım vebalımdır.
Kimi der ki; hamur yoğuran
,
Kimi der ki; çocuk doğuran...

Ne o, ne bu, ne köçek, ne ayal, ne vebal

O; benim kollarım, bacaklarım, başımdır
,
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,

Hayat arkadaşımdır...


NAZIM HİKMET