Sevdiğim Klipler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevdiğim Klipler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2008 Pazar

Si Demain (Total Eclipse Of The Heart)

 
Bazen biraz yalnız kalırım ve sen etrafta olmazsın
Bazen gözyaşlarımın sesini dinlemekten biraz yorgun düşerim
Bazen en güzel yıllarım geçip gitti diye biraz bozulurum
Bazen biraz dehşete düşerim ve sonra gözlerindeki bakışı görürüm
Bazen uçarılığım tutar biraz, vahşi bir şeyler düşlerim
Bazen biraz çaresiz kalır ve bir çocuk gibi kollarında yatarım
Bazen biraz sinirlenirim ve dışarı çıkıp ağlamam gerektiğini bilirim

Ve şimdi sana ihtiyacım var bu gece
Ve sana her zamankinden daha çok ihtiyacım var
Ve sıkıca sarılsan yalnızca bana
Sonsuza dek dayanacağız
Ve yalnızca doğrusunu yapacağız
Çünkü biz birlikteyken asla hataya düşmeyeceğiz
En sonuna kadar sürdürebiliriz bunu
Aşkın üzerimde her zaman bir gölge gibi
Ne yapacağımı bilmiyorum, hep karanlıktayım
Barut fıçısının üstüne oturmuş kıvılcımlar saçıyoruz

Bu gece gerçekten sana ihtiyacım var
Sonsuzluk bu gece başlayacak
Bir zamanlar aşık olurdum ama şimdi içim parçalanıyor
Elimden ne gelir?
Kalbim tam tutuldu
Bir zamanlar hayatımda ışık vardı
Ama şimdi karanlıkta yalnız aşk var
Ne diyebilirim ki?
Kalbim tam tutuldu

2 Haziran 2008 Pazartesi

Pazar Sürprizim: Toi Jamais

Geçen gecelerden birinde eşimle oturmuş, yenilemeye karar verdiğimiz yatak odası mobilyamız için ön fikir olması açısından internette mobilya sitelerini geziyorduk. Casa Mobilya'da birbirinden güzel ürünler, -aşağıda dinleyebileceğiniz- muhteşem bir parçayla gözümüzün önünden geçiyordu. Artık yatak odası mobilyaları değil; beni mobilyaları izlemekten alıkoyacak kadar etkileyen bu parçayı bulmaktı amacımız. Eşimin fransızca bilgisine, yüzlerce şarkıdan oluşan arşivine ve kulağına güvenerek onu google ile başbaşa bıraktım ve ben, saat çok geç olduğu için onun pc başında uyumaması açısından sert bir kahve yapmak üzere mutfağın yolunu tuttum; döndüğümde bu parçayı bilgisayarımda görmek istediğimi belirterek... 

İki fincan kahveyle geri döndüğümde hayal kırıklığına uğradım; bulamamıştı. Ne şarkının adı, ne de bu şarkıyı seksi bir ses tonuyla seslendiren hatun hakkında en ufak bir ipucu ve fikrimiz vardı. Bir süre de beraber aradık. Hatta ben, bir ara eşimin, "deli misin?" der gibi gözlerime devrilen gözlerine aldırmadan, Casa Mobilya'yı aramayı bile düşündüm. Off takınca fena takıyorum, ne olacak benim bu halim? Bu arada, "acaba bu mudur?" diye alakasız ama süper şarkılar keşfettik.

O geceden sonra bu pazar sabahı eşim, "çabuk kalk!" diyerek yüzümü bile yıkamama fırsat vermeden resmen beni yataktan sürükleyerek bilgisayarın başına oturttu ve winamp'a tıkladığında Catherine Deneuve yumuşacık ve seksi sesiyle Toi Jamais diyordu. Bugüne kadar iş temposu yüzünden aramaya vakti olmamıştı ve bugün günlerdir uykusuz olmasına rağmen bana sabah sürprizi yapmak için erkenden kalkmış ve şarkıyı bulmuştu... 

Şarkı Jeanne Manson klasiklerinden fakat ben yumuşak bir tarzı olduğu için Catherine Deneuve'den dinlemeyi sevdim. Daha dokunaklı ve daha neşesiz söylüyor, insanın içine işletiyor şarkıyı... Üstelik Catherine Deneuve bu şarkıyı benim de izlediğim; 8 kadının 8 ayrı şarkıyı seslendirdiği, her kadının bir çiçeği simgelediği, Agatha Christie romanları tadında ve tiyatral bir tarzda çekilmiş 8 Femme adlı filmde seslendirmiş. Şarkıyı değil ama filmi hatırladım. Sürprizlerle dolu, bir cinayeti çözme aşamasında insanların maskelerinin nasıl birer birer düştüğünü anlatan ve içinde bir tek erkeğin bile gözükmediği, müzikal izliyormuşum hissine kapıldığım ama izlerken sıkılmadığım bir filmdi...
İşte bu da klibi:


Toi Jamais
ils veulent m'offrir des voitures
bana arabalar almak istiyorlar

des bijoux et des fourrures
takılar ve kürkler
toi jamais
sen asla
mettre à mes pieds leur fortune
bütün servetlerini ayaklarıma sermek
et me décrocher la lune
Ay'ı benim için sökmek
toi jamais
sen asla
et chaque fois
ve her seferinde
qu'ils m'appellent
bana seslendiklerinde
ils me disent que je suis belle 
güzel olduğumu söylüyorlar
toi jamais
sen asla
ils m'implorent et ils m'adorent 
bana yalvarıyorlar ve bana tapıyorlar
mais pourtant je les ignore 
oysa ki ben onları reddediyorum
tu le sais
biliyorsun
homme 
erkek
tu n'es qu'un homme 
sen sadece bir erkeksin
comme les autres 
tıpkı diğerleri gibi  
je le sais 
biliyorum
et comme 
ve tıpkı
tu es mon homme 
benim erkeğim olduğun gibi
je te pardonne
ben seni affediyorum
et toi jamais
ve sen asla
ils inventent des histoires 
hikayeler uyduruyorlar
que je fais semblant de croire 
benim inanıyor numarası yaptığım
toi jamais
sen asla
ils me jurent fidélité 
bana sadakat yemini ediyorlar
jusqu'au bout de l'éternité 
sonsuza dek
toi jamais
sen asla
et quand ils me parlent d'amour 
ve bana aşktan bahsettikleri zaman
ils ont trop besoin de discours 
onların birçok söze ihtiyaçları var
toi jamais
sen asla
je me fous de leur fortune 
servetleri umrumda değil
qu'ils laissent là 
bıraksınlar
où est la lune 
Ay'ı olduğu yerde
sans regret 
pişman olmaksızın
homme, 
erkek
tu n'es qu'un homme
sen sadece bir erkeksin
comme les autres
tıpkı diğerleri gibi
je le sais 
biliyorum
et comme
ve tıpkı
tu es mon homme 
benim erkeğim olduğun gibi
je te pardonne 
ben seni affediyorum
et toi jamais 
ve sen asla
tu as tous les défauts que j'aime 
sende benim sevdiğim bütün defolar var
et des qualités bien cachées
ve çok iyi saklanmış kaliteler
tu es un homme, et moi je t'aime 
sen benim erkeğimsin ve ben seni seviyorum
et ça ne peut pas s'expliquer 
ve bu açıklanamaz
car homme
çünkü erkek
tu n'es qu'un homme
sen sadece bir erkeksin
comme les autres 
tıpkı diğerleri gibi
je le sais
biliyorum
et comme
ve tıpkı
tu es mon homme
benim erkeğim olduğun gibi
je te pardonne 
ben seni affediyorum
et toi jamais
ve sen asla


Dibine Not: Hiçbir şeyi ve hiç kimseyi kıskanmıyorum bu Fransız'lar kadar; çok romantik bir dilleri var. Adamlar küfür etseler, ağızlarından "seni seviyorum, sana tapıyorum" der gibi çıkıyor kelimeler... 

26 Nisan 2008 Cumartesi

Yağmur, Kahvem, Zombie Ve Ben

Sanırım en keyifli, en mutlu olduğum saatler evimdeki düzeni sağlayıp, herşeyi yoluna koyduktan sonra sıcacık bir fincan kahve veya çayla arkama yaslanıp, kendime vakit ayırabildiğim zamanlar...

Eğer uzunca bir zamanı aromatik yağ açısından zengin, bol köpüklü ve peelingli bir banyoya ayırabiliyorsam -çünkü bu çocuklardan dolayı her zaman bulabildiğim bir lüks değil; genelde bütün kavga patırtılar, döküp saçmalar ben banyodayken gerçekleştiği için kalabildiğim en uzun süre beş dakikadır- , kafamın içi tamamen günlük sorunlardan arınmış bir halde sadece kitabıma konsantre okuyabiliyorsam, evde çıt çıkmadan uyuyabiliyorsam - bölük pörçük uykulardan bıkmış durumdayım- , bilgisayarımın başında rahatsız edilmeden ve kafam karışmadan yazılarımı yazabiliyor veya oyunlarımdan birini oynayabiliyorsam, çocukların bitmek bilmeyen istekleri karşısında bozulacak korkusu yaşamadan ojemi sürebiliyorsam, saatlerce arka arkaya Lost veya 24 izleyebiliyorsam, bunların hepsini bir günde yapabilmeyi başarmışsam, hele bir de mutfakta da çorbasından zeytinyağlısına, salatasından tatlısına kadar bütün yemeklerim hazırsa, işte benim o gün kanat takıp uçmama az kalmıştır =)

Zaten mutluluk dediğimiz şey nedir ki? Çok istediğimiz fakat yapmak için sık sık vakit ayıramadığımız, kendimizi iyi hissettirecek bütün o güzel şeylerin toplamıdır. Bir an için tüm sorumluluklardan kurtulup, sadece kendini dinlemektir; sadece iç sesine kulak verme ve o ne diyorsa, o an için sadece onu yapabilmektir. Bütün bunları yaparken hissettiğimiz huzurdur...

Dışarda yağmurlu, rüzgarlı ve camdan bakınca içerden bile insanı ürperten karanlık bir hava var. Ben rengarenkliğin içinde bronzluğa tutkun birisi olarak her ne kadar güneşli, ışıl ışıl, insanın içini kaynatan yaz mevsimini tercih etsem de sanırım iflah olmaz bir romantik olmamdan dolayı bu havaları da çok seviyorum.

Şimdi eve çöken bulutlu havanın içinde, dışarısının soğuğundan emin fakat içerideki her türlü sıcaklıktan hoşnut, cam kenarında bir fincan viskili kahveyle her yağmur yağdığında olduğu gibi Cranberries'ten Zombie dinleyeceğim ve bu beni inanılmaz mutlu edecek...

Kimbilir belki bir de sigara yakarım... ;)



Another head hangs lowly
Bir kafa daha asıldı düşükçe
Child has slowly taken
Çocuk yavaşça aldı
And the violence caused silence,
Ve şiddet büyük bir sessizliğe sebep oldu
Who are we mistaken?
Kimde hatalıydık?
But you see, it's not me, it's not my family
Ama görüyorsun, bu ben değilim, bu ailem değil
In your head, in your head they are fighting
Kafanın içinde, kafanın içinde savaşıyorlar
With their tanks and their bombs
Tanklarıyla ve bombalarıyla
And their bombs and their guns
Ve bombalarıyla ve silahlarıyla
In your head, in your head, they are crying...
Kafanın içinde, kafanın içinde, ağlıyorlar...
In your head, in your head
Kafanın içinde, kafanın içinde
Zombie, zombie, zombie
Zombi, zombi, zombi
Hey, hey, hey, what's in your head?
Hey, hey, hey, kafanın içinde ne var?
In your head
Kafanın içinde
Zombie, zombie, zombie
Zombi, zombi, zombi
Another mother's breaking
Bir anne daha parçalanıyor
Heart is taking over
Kalp kontrolü ele alıyor
When the violence causes silence
Şiddet sessizliğe sebep olduğunda
We must be mistaken
Hata yapmış olmalıyız
It's the same old theme since 1916
Bu aynı eski konu 1916 dan beri
In your head, in your head they're still fighting
Kafanın içinde, kafanın içinde hala savaşıyorlar
With their tanks and their bombs
Tanklarıyla ve bombalarıyla
And their bombs and their guns
Ve bombalarıyla ve silahlarıyla
In your head, in your head, they are dying...
Kafanın içinde, kafanın içinde ölüyorlar...