23 Temmuz 2008 Çarşamba

Kelebek ve Dalgıç & The Notebook

Geçen hafta sonumuzu uzun bir zamandan sonra ilk defa evimizde geçirdik. Cuma gecesi başladığımız film izleme seanslarımız pazar gecesine kadar devam etti. 

Cuma gecesi çocuklar uyuduktan sonra mumlarımızı yakıp, önceden hazırladığım aperatifleri buzdolabından çıkarıp, çeşitli meyveler ve kırmızı şarapla renklendirdikten sonra film izlerken kullandığımız (bize özel) sadece iki kişilik kanepemize kurulduk. Aman pek bir keyifliydi. Biz mi filmi izledik, film mi bizi izledi bilemiyorum; :p çünkü ilk film gayet sıkıcıydı ve çok ağır ilerleyerek sabrımızı zorlamaya başladı. Biz de bir yerden sonra kendi filmimizi çevirip, Kelebek ve Dalgıç'a yalnızca dinlemeyle eşlik edebildik. :D

2007 Cannes Film Festivali’nde, yönetmeni Julian Schnabel’e en iyi yönetmen dalında ödül kazandıran Kelebek ve Dalgıç, 2007 yapım tarihli yine aynı adlı romandan sinemaya uyarlanan psikolojik bir Fransız filmi...  

İnsan psikolojisi ve yaşam üzerine iyi örnekler genelde Fransız sinemasından çıkıyor ve her ne kadar çok sıkıcı ve ağır geçse de insanın nefes aldığı, dokunabildiği, hissedebildiği ve duygularını ifade edebildiği -konuşarak, yazarak, mimiklerle, vücut diliyle vs.- her an için şükretmesi ve dua etmesi gerektiğini hatırlatan, bunlardan sadece biri bile olmadan hayatın bize ne kadar zehir olabileceğini gösteren bir film. 

Zira filmin kahramanı, Fransız Elle dergisi editörü 43 yaşındaki Jean Dominique Bauby hayata tutkusuyla tanınan biridir. Aralık 1995'te felç geçirir ve beyin faaliyetleri durur. O anda hayatı sonsuza kadar değişir. 20 gün komada kaldıktan sonra uyandığında kendisini zihinsel faaliyetleri çalışır ama hareket kabiliyetini yitirmiş vaziyette bulur. Kendisini ifade edebilmek içinse elinde sadece vücudunda tek hareket ettirebildiği yer olan sol gözü vardır. Tabii bir de felce uğramayan hayalleri... 

Jean Dominique Bauby kendi özyaşam öyküsünü anlattığı bu romanın adını Kelebek ve Dalgıç olarak seçmiş çünkü dalgıç giysisi, felç yüzünden hareket ettiremediği ve içinde hapis kaldığı kendi bedenini ifade ediyor. Kelebek ise, bedeni durmuş bir insanın içinde yaşamaya devam eden insanlığın ve özgürlüğün simgesi. Kendi hayatını yazmak istemesi üzerine sadece sol gözünü kırparak bunu bir kitaba çevirmeyi başarması, kelebeğin uçmak için kanatlarını çırpmasına benzemekte... 

Bu tarz filmlerden hoşlananlara rahatlıkla tavsiye edebilirim. Fakat siz her ihtimale karşı sabrınızın zorlanacağı ve zaman zaman sizi sıkıntıya sokabileceğini düşünüp, izlerken bir yandan da eğlenceli birşeyler yapabileceğiniz ikinci bir alternatife de yer açın. ;)


İkinci filmimiz eşimin benim için seçip getirdiği The Notebook isimli bir filmdi. Daha önce de belirttiğim gibi gözlerimde biçim, sesimde ton değişimine yol açacak kadar ağlatan, izlediğim en duygusal, en romantik, en dramatik, en güzel aşk filmlerinden biriydi. Bu film de diğeri gibi Nicholas Sparks'ın bestseller romanından sinemaya uyarlanmış 2004 yapım tarihli bir film. Ayrıca dvd kabının üzerinde modern klasikler adıyla tanıtılmış ve MTV en iyi öpüşme sahnesi ödülünü almış.

Ben, filmin başlarında beni bu kadar saracağını asla tahmin etmeden gülerek ve eğlenerek izliyordum filmi; çünkü karakterlerin tipleri, -özellikle kızın babası- konuşma tarzları ve davranışları bana yeşilçam filmlerini hatırlattı. İlk defa Yeşilçam tadında bir Amerikan filmine rastlamam doğrultusunda, merakla ilerleyen dakikalarda filmin neye dönüşeceğini beklerken bir de baktım ki tek kelime etmeden izliyoruz...

Filmin en beğendiğim görseli

Film klasik zengin kız - fakir oğlan tiplemelerinden ve onaylanmayan bir ilişkiden ötürü kimilerine basit ve kalıplaşmış gelebilir. Zira filmdeki güzeller güzeli kızımız zengin bir aileden gelmektedir ve değirmende bir işçi olarak çalışan delikanlıya tutulur. Sonlarını ve geleceği hiç düşünmeden rüya gibi bir yaz geçirirler ve iyice aşık olurlar. II. Dünya Savaşı'nın kızıştığı bir dönemde hayat, aşıkları ayırıverir. Sevdiği kızı aklından hiç çıkarmamış olan delikanlı savaştan döner. Oysa kızımız gönüllü olarak çalıştığı bir askeri hastanede tanıştığı oldukça yakışıklı ve zengin başka bir gençle evlenmek üzeredir. Bu kadarından anlayacağınız üzere konu her ne kadar klasik ve basit gibi gözükse de öyle değil. Sırf sonunu görmek ve bu sondan çıkan o çok önemli ve anlamlı mesajı almak için bile izlemeye değer diyorum. Zaten bir filmi sevmeniz için, o filmin çok da iyi bir film olması gerekmiyor ki bu filmin çok iyi bir film olmadığı kanısında değilim ben. 

Filmin içinde beni en çok etkileyen replik delikanlının kıza söylediği şu cümleler oldu:
" Herkesin ne istediğini düşünmeyi keser misin? Benim ne istediğimi düşünmeyi bırak. Ya da onun ne istediğini. Sen ne istiyorsun? Sen ne istiyorsun? Lanet olsun, sen ne istiyorsun?" 


Başkalarını düşünerek onlara göre seçtiğimiz bir hayatın, bir kararın veya kararsızlıkların insan hayatını nasıl derinden etkilediğini ve değiştirdiğini görmek istiyorsanız bu filmi mutlaka izleyin

Herkese aşk ve sevgi dolu bir yaşam dileklerimle...

3 yorum:

umar dedi ki...

Bu filmi seneler önce izlemiştim ve defalarca izlediğimde sürekli yüreğim paramparça olmuştur.

Sürekli tavsiye listemdedir bu film ve sevdiğim arkadaşlarıma veririm elimdeki dvd mi.

Film içinde beni en çok etkileyen sahne kayıkla dolaştıkları ve yağmurun yağdığı sahnedir.Filmin sonunda ise gözlerim tamamen dolmuştu.Büyük aşkla karısına geçmişi hatırlatmak için.

Filmin en sevdiğim repliği ise;

''En iyi aşk ruhunuzu uyandırır ve daha fazlasını verir.Kalbinize huzur doldurup,gönlünüzü ateşe verir.Bana bunları verdin.Bunlar sana sonsuza dek vermek istediklerimdi.''

Bir aşık için sevgiliye söylenebilecek en güzel sözlerden biridir ve yaşanılan aşkın büyüklüğünü gözler önüne serer.

İnsan filmi izlerken kendini filmdeki karakterler gibi hissediyor.

Ne iyi yapmışsın canım bu filmi izlemekle...

Rüyacı dedi ki...

"Biz de bir yerden sonra kendi filmimizi çevirip Kelebek ve Dalgıç'a yalnızca dinlemeyle eşlik edebildik. :D"
Alemsiniz sizi deliler sizi ; Lol

saklıdefter dedi ki...

İzlemedim ama en yakında izleyeceğim kesinleşti yazın sayesinde:) Sevgilerimle...