18 Ağustos 2008 Pazartesi

Uzunköprü


Kendi rengimizi verdiğimiz -cappuccino rengi- duvarlarımızdan hala gelmekte olan taze boya kokuları arasında yeni evimden ilk yazım bu...

Ben bu rengi çok kararsız kalarak seçtim çünkü aylardır kese kağıdı rengine takmış durumdaydım fakat şimdi baktığımda doğru bir seçim yapmış olduğumu görüyorum. Çok güzel bir renk ve eğer eşyalarınızla da uyum sağlayacağını düşünüyorsanız bir dahaki boya tazelemesinde mutlaka düşünün derim.

Yeni evim Uzunköprü'de... Uzunköprü Edirne'ye bağlı, Yunanistan sınırına 6 km. uzaklıkta, içinden kontrolsüz sanayi nedeni ile çevre problemleri yüzünden kullanılamaz durumda olan ve bu yüzden her gün farklı bir renkte akan Ergene Nehri'nin geçtiği küçük bir ilçe. Atıklardan dolayı kokusu çekilemeyecek kadar berbat ve içerdiği kimyasallar nedeniyle bölge ekonomisini de olumsuz yönde etkiliyor. Bir tek bölge ekonomisini mi? Tabii ki burada yaşayan bizleri de... Başta bu neden ve daha sonra da çeltik tarlalarının çokluğu yüzünden burası tam bir sivrisinek cenneti. Hem de normal bir sivrisineğin iki katı büyüklükte sivrisinekler... Soktuğu anda ölüme kadar yol açan etkileriyle daha önce hiç görmediğim türden çeşitli renklerdeki arılar, değdiği anda değdiği yerde anında ve kocaman bir şişliğe yol açan havada uçuşan sert kabuklu, kanatlı hayvanlar da cabası. Tabii ki Ergene'den dolayı hepsi son derece mikroplu.

Lojmana geldiğimiz ilk gün eşyalarımız indirilirken beklediğimiz çocuk parkında, allerjik bir bünyeye sahip olan küçük oğlum Arda ve kendi adıma şoka girdim diyebilirim. Daha sonra yine bilmediğim -büyük ihtimal arı olabilir- bir hayvan tarafından Arda'nın gözünün kenarının sokulması ve kirpikleri içine gömülecek kadar gözünün şişerek kapanması sonucunda soluğu acil serviste aldık ve vurulan iğnenin ardından gözlem odasında yattık. Buradaki ilk günlerin bu şekilde başlaması ve arkasından gelen bazı eksikliklerin, sakatlıkların ve sil-baştanların getirdiği kaos içinde ölümüne yoruldum ve üzüldüm. "Zor zamanları çabuk atlatır oldum" dedim ama burayı gördükten sonra gene aynı şeyi söyleyebilecek miyim bilemiyorum; çünkü yedi günlük bu zaman zarfı bana aylar kadar uzun geldi...

Tabii durum böyle olunca yeni evim adına ilk alışverişe çıktığımda, sepete attığım öncelikli şeyler ekmek, su yerine çeşitli sinek, böcek kovar spreyler, losyonlar, tabletler ve likitler oldu. En az hasarla, bir an önce buraya sonsuza dek "elveda" demek istiyorum. Allerjik olmaktan ötürü alışamayacağım birşey varsa o da, bu tür börtü-böcek ve sinekler... Küçükken inanılmaz boyutlarda olan çilek allerjimi ilerleyen yıllarda yenmeyi başardım fakat bu durumu da böyle atlatabileceğimden emin değilim. 32 yaşındayım ve "ilerleyen yıllarda yenmek" cümlesi bana oldukça komik geliyor. Umarım sevgili Arda'm büyüdükçe bu durumu atlatır.

Henüz yeni evime alışamadım. Gece herhangi bir şey için uyandığımda prizlerin yerini bulamamak, balkona çıktığımda gökyüzü yerine dallarını balkonuma eğmiş kocaman bir erik ağacıyla karşılaşmak, camdan baktığımda bir cadde, sokak yerine nöbetçi kulübeleri ve adım başı asker görmek, çok sevdiğim bakkalım yerine kantine gitmek, apartmandan dalgın her çıktığımda tam kapının önünde nöbet tutan askerin gölgesiyle irkilmek, camlar açıkken -birinci katta olduğumuzdan dolayı-, nöbetçi asker aile sırlarımıza veya sohbetlerimize ortak olmasın diye kısık sesle konuşmayı öğrenmek ve öğretmek gibi yüzlerce şey alışmam için beni bekliyor. Evde süregelen aksaklıklar, tamirat ve tadilatlar da cabası tabii.

Üç yıl boyunca lojman dışında, konforlu sivil apartman dairelerinde bir yaşam sürdükten sonra tabii ki tüm bunlar bizim için zorlayıcı oldu. Fakat attan inip bindiğimiz eşek de benim sihirli ellerimle, çoğu kişinin takdir ettiği zevkim ve eşimin benim için elinden gelenin en iyisini yapma çabalarıyla güzel bir ata dönüşme yolunda hızla ilerliyor.

Siz bakmayın yakınmalarıma; sanırım ben mücadele ettiğim hayatı daha çok seviyorum. Bunun için de Tanrı'mdan sadece sağlık diliyorum.

5 yorum:

godsyndrome dedi ki...

Seninle bu konuyu görüşmüştük zaten ablacım ama köprü hakikaten uzunmuş:)

umar dedi ki...

Her zaman söylediğim bir cümle geldi aklıma.''Görüşün yalnızca kalpten baktığında berraklaşır''

Bu şekilde baktığın sürece önünde hiç bir zorluk durmayacaktır.

Benimde evim kum beji ve satende çok güzel duruyor.Yıllar öncesi boyacımın tavsiyesiyle yaptırmıştım.Tercihinde doğru seçim yapmışsın.

Edirne hakkında küçük bir dipnot:10Kasım 2007 de çeşitli nedenlerden dolayı ordaydım :)

http://www.umarturkoglu.com/edirne-gezisi-selimiye-cami.html

İzlenimlerimi buraya yazmıştım.

Edirne merkezdeki london cafe pazar braunhı için ve arada kaçıp nefes almak için güzel bir durak.

Yeni şehir size sağlık ve mutluluk getirsin...

ChaotiC dedi ki...

@godsyndrome; evet haklısın. =) Uzunluğu 1200 metreyi geçiyormuş. Dünyanın en uzun taş köprüsü olarak tarihte de yerini almış.
@umar; London Cafe'yi hafızama kaydettim. Pazar günleri için güzel bir değişiklik olur. İlk fırsatta gidip güzel bir brunch yapmak için can atıyorum. İyi dileklerin için çok teşekkür ederim.

~~#@ti(€~~ dedi ki...

Hayata duruşun takdire değer. Hep mutlu ol=)

ChaotiC dedi ki...

Çok teşekkür ederim Hatice. Herkes hep mutlu olsun =)