9 Kasım 2010 Salı

Empati Bir Hırsız mı (Aslında)?



Küçükken sürekli, "empati" yapmamız gerektiğiyle büyütüldük. En azından ben bu konuda çok baskı görerek yetiştirildim. O zamanlar bu davranışın bir adı yoktu ya da "empati" olduğunu biz bilmiyorduk. Şimdiki gibi bir sürü kavram ve kargaşası yoktu. "Kendini bir de karşındaki insanın yerine koy, öyle düşün..." derlerdi. "Bir şeyi yapmadan, söylemeden önce bu şekilde davranırsan karşındaki insanı kırmamış olursun..." Bu sebepledir ki, ilkokulda sınıfımıza sonradan gelen ve kimsenin yanına oturmak istemediği, böylelikle yalnız kalan kızın yanına, sıramın altındaki kitaplarımı, defterlerimi toplayarak gidip oturan ben olmuşumdur.

Günün ikinci dondurmasını isteyen oğlum o kadar şirin bir şekilde, "lütfen, lütfen..." der ki; empati kurarak kendi çocukluğumu ve nasıl da her saat dondurma yemek istediğimi, alınmadığı zaman dünyanın sonu gelmişçesine nasıl üzüldüğümü düşünerek ona çok istediği dondurmayı almayı seçerim. Hastalandığında üzülen, vicdan azabı çeken, yıpranan ben olacağımdır fakat aksi durumda da aynı duygular saracaktır içimi... Bu yüzden, hastalandığında çok üzülmeyi göze alarak, onu mutlu edecek kararı veririm. Çünkü hastalanmaması ihtimali vardır fakat almadığım takdirde minicik kalbinin kırılmama ihtimali yoktur.    

Anlaşılacağı gibi "empati", aslında hepimizin içinde var olan fakat iş uygulamaya gelince nedense çok zor ortaya çıkarttığımız bir davranıştır. Kolay değildir; bir süreliğine karşımızdaki kişi olabilmek ve onun gibi düşünüp, hissedebilmek ve kolay değildir; karşımızdaki kişinin biz olabilmesi, olaylara bizim bakış açımızla, bizim penceremizden bakabilmesi... Zaten bütün iletişim bozukluklarının ve bunun sonucunda ortaya çıkan yanlış anlama ve anlaşılmaların, kırgınlık, tartışma ve kavgaların kökeninde bu davranışın yokluğu yatar.

"Empati"nin yanında gardiyan gibi duran bir "bencillik" vardır çünkü. Çok az insan "sencil"dir fakat istisnasız her insan biraz da olsa "bencil"dir. Biraz bencil olmak da gerekir. "Sencil" olmak, "empati kurmak" her ne kadar ilişkileri kolaylaştıran, işleri yoluna sokan, iyi, güzel davranışlar olsa da fazlası sizden çalar. Özellikle benim gibi konuştuğunuz her insanı, iliklerine kadar ne hissettiğine dair anlamaya çalışıyorsanız işler bu noktada zorlaşabilir. Hele karşınızdaki insan(lar) üzülecek diye kendi mutluluğunuzdan vazgeçiyorsanız dediğim gibi bu noktada "empati"; sizden, hayatınızdan çalmaya başlar.

Mutluluk bir rastlantıdır. Planlı hareketler, akılcı düşünceler ve mantıksal davranışlar sonucu ortaya çıkmaz. Bu rastlantıyı değerlendiremediğinizde ise bir sonrakini beklemek durumunda kalırsınız; tabii bir daha sizi bulursa... Özellikle mutluluk, aşk gibi şeylerin belli, bazı kalıpları yoktur ki, içinde istediğimiz her şeyi yanyana getirip, karıştırıp, harmanlayıp yüreğimize döküp çıkartalım. Rastlantı işidir, kader işidir. Kader, kaderimizi belirleyecektir.

Aslında geniş açıdan bakıldığında her şey gayet yolunda gidiyormuş gibi gözüken bir hayatı, siz yokuşa sürüyor olabilirsiniz. Siz empati yapıp, kimse üzülmesin diye yokuş yukarı bir hayat sürerken ve her gün biraz daha soluğunuzun kesildiğini, yorulduğunuzu hissederken, sizin ne yaşadığınız hakkında en ufak bir fikri olmayan, yanınızda olmayıp ama şikayet ettiğinizde tam karşınızda duran, "empati" yoksunu insanlar bunu nasıl anlayabilirler? Bu noktada sizin hayatınızdan, sizden çalmaya başlar işte empati... Bu durumda, sizin de kesmeniz gerekir ki bu çocukluktan beri size dayatılan bir şeyse ve artık siz kendinizden çok başkaları için yaşamaya alış(tırıl)mışsanız muhtemelen sizi mutlu fakat diğerlerini mutsuz edecek kararlarınızdan vazgeçer, kendinizi kandırmaya devam ettiğiniz yokuş yukarı bir hayatı sürdürmeye çalışırsınız. Diğerlerinin istediği ama sizin istemediğiniz bir yapının içine bürünüp, etrafınızda dönen bir çok şeye mecburen kendinizi de dahil edersiniz.

Oysa gerçekte ihtiyacınız olan şey; siyah-beyaz ne varsa atıp, gerçek renklerinizi ortaya çıkartarak, mecburen değil; hayattan zevk alarak yaşamaktır. Çünkü yazık ki hayat, insanın elinden akıp gider. Gençken her şey için genç görünürsünüz, yaşlandıktan sonraysa zaten her şey için geç kalmışsınızdır.

Ve eğer bir insanın bugünü yoksa, geleceği için bir şeyler yapmak zorundadır.

2 yorum:

Zeugma dedi ki...

Güzel bir yazı çıkmış elinden Chaotic..
Bencilliği atan insan zaten kendiliğinden empatik bir yaklaşım sergiler.
Her an her zaman gereksizdir ama. Artı; karşılıklı olmalıdır. Senin de dediğin gibi ''kendi mutluluğundan vazgeçme'' kalıplarına oturtmuşsak onu, karşımızdakinin bencilliğini güçlendirmekten ve bizi mutsuzluğa itmekten başka bir işe yaramaz..

Daha fazla uzatmadan diyorum ki:
Empati duygusunu bilen, yerinde ve zamanında kullanabilen insanlara sempati duyuyorum ben de ;)

Sevgilerimle...

CHAOTIC dedi ki...

Teşekkür ederim Zeugma. Ne güzel demişsin:
"Empati duygusunu bilen, yerinde ve zamanında kullanabilen insanlara sempati duyuyorum ben de ;)"
Ben de... ;)
Sevgilerimle.